...Tüm sınıf kahkaya boğulmuştu. Keating kitabını kapatarak ön tarafa geçti ve karatahtanın önünde asılı duran haritayı kaldırdı. Tahtanın üzerinde bir alıntı yazılmıştı. Keating bunu yüksek sesle sınıfa okudu:
"İnançları ve dersleri bir yana bırakarak,
tüm tehlikelere karşı derim ki:
Sadece doğa ve onun gücü engel tanımadan..."
"Yine Walt Amca", dedi ve ekledi. "Ama, ah ne güçtür bizler için inançları ve dersleri bir yana bırakmak. Ailemiz, geleneklerimiz ve çağımız bizi bunlar öylesine koşullandırmıştır ki. Acaba biz Walt gibi gerçek doğamızın dile gelmesine nasıl izin verebiliriz? Önyargılardan, alışkanlıklardan ve etkilerden kendimizi nasıl soyutlayabiliriz? Bunun cevabı sevgili gençler, her zaman yeni bir bakış açısı bulmaya gayret etmemiz gerektiğidir."
Gelin dostlarım.
Henüz vakit çok geç değil.
Yeni bir dünya arayalım,
Bunun için günbatımına dek uzanalım.
Gücümüz yetmese de
Yeri, göğü sarsmaya,
Yine de sahibiz gerekli cesaret ve isteğe.
Zaman ve kader bizi zayıflatsa da,
İrademiz yeterlidir,
Çabalamaya, aramaya, bulmaya
Ve asla pes etmemeye.
Kopar goncaları henüz vakit varken bugün
Anlamazsın zaman nasıl kanatlanır, uçar gider
O gonca sana gülücükler saçarken bugün
Gelince yarın, sararır solar, boynunu büker.
Durdu. "Kopar goncaları henüz vakit varken bugün" diye yineledi Keating. "Bu duygu Latince 'Carpe Diem' ile ifade edilir. Bunun anlamını bilen var mı aranızda?"
"Carpe Diem, 'Bugün yaşa' demektir", diye yanıtladı Latince öğrencisi Meeks.
"Çok iyi. Bay...?"
"Meeks"
"Bugünü yaşa" diye tekrarlaı Keating. "Ozan bu mısraları neden yazmış?"
Öğrencilerden biri "Çünkü acelesi varmış?" diye atıldığında diğerleri de gülmekten iki büklüm olmuştu.
"Hayır, Hayır, Hayır! Çünkü biz ancak sayılı ilkbahar, yaz ve güzü yaşayabiliyoruz. İnanması ne kadar güç olursa olsun, bir gün hepimiz soluk alıp vermesi sona erecek, soğuyacak ve öleceğiz!" Dramatik bir ara verdi. "Ayağa kalkın ve 60-70 yıl önce bu okula devam eden öğrencilerin yüzlerini iredeleyin"; dedi çocuklara. "Haydi sıkılmayın; gidip bakın."
Çocuklar kalkarak Onur Salonu'nun duvarlarını kaplayan sınıf resimlerine doğru yürüyerek, geçmişten onlara bakan genç adamların yüzlerine baktılar.
"Hiç birinizden farkları yok, değil mi? Gözlerindeki umut sizin gözlerinizde de okunuyor. Geleceğin kendileri için harika şeyler getireceğini düşünüyorlar, aynı çoğunuzun düşündüğü gibi. Peki çocuklar bu gülücükler şimdi nerede? Umutları ne oldu?"
Çocuklar ciddi ve düşünceli resimlere bakıyorlardı. Keating hızlı adımlarla salonda dolaşıyor, resimleri tek tek işaret ediyordu.
"Çoğu bir nebze olsun yetenekleri ölçüsünde bir hayat kurabilmek için, artık çok geç oluncaya kadar beklemedi mi? Büyük başarı tanrısını kovalarken, gençlik rüyalarını yitirmediler mi? Şimdi bu beylerin öoğu yabani nergislere gübre oldu. Yine de çocuklar, iyice yaklaşırsanız fısıltılarını
...Yarını bugünden daima daha müsait farzetmekten doğan masumiyetin cezası o işin asla yapılmamasıdır.
Yaşadıkça anlarız ki, o gün gelmez. Her gün muhtevası itibarıyla değil, mücadelesinin şartı itibarıyla başka herhangi bir günden farksızdır; kısadır, maddi alakalarla doludur beş duygumuzdan şuurumuzun ta dibine kadar başımız, düşünmek istediği mevzuun dışında sayısız tesirle karşılaşır, dışarıdan ve içeriden hiç ummadığı intibaların ve hatıraların kasdine, baskınına ve taarruzuna hedeftir, çünkü hayat bütün bu tesirlerin manzumesidir. Aradığımız huzur ve sükun, ancak bizim olmadığımız yerde, yoklukta vardır.
Yaşadıkça anlarız ki ne yapmak istiyorsak, ne yapabileceksek şimdiden başlamalıyız. Ancak şimdiye hakimiz. Hayat birbirinin peşi sıra geçen şimdilerin yekunudur. Her kaybolan şimdi bir daha gelmemek üzere geçip gitmiştir ve şimdiyi anlamayan hayatı anlamaz. "Şimdilik durmak" değil, "şimdiden başlamak"...