Mükemmelliyetçilik sadece kendimizden beklentilerimizle ilgili olmak zorunda değil. Etrafımızdaki insanların mükemmel olmasını bekleyebiliriz veya gittiğimiz restoranda, otelde mükemmel hizmet almayı arzulayabiliriz.
Peki bu mükemmmel performanslara kavuşamayınca ne yaşıyoruz? Dünyanın sonu mu geliyor? Kendimize veya ötekine çok mu öfkeleniyoruz? Belli ''mükemmel'' standartlara uyacağız derken hayatı kendimize dar mı ediyoruz?
Sayfa 148 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ailemizin, toplumun, arkadaşlarımızın, mesleğimizin ve benzeri insan ve insan topluluklarının bize yükledikleri, sürekli olarak üzerimizde bir talep ve baskı oluşturur. İşin daha trakik yanı, bu taleplerle ve baskıyla yaşamaya o kadar alışmışız ki, artık bunları bir baskı unsuru olarak bile hissetmez hale geliriz. Hatta bunları sanki kendi isteğimizmiş gibi yaşamaya başlarız. Dönüp hayatmızıdaki irili ufaklı kararlara bir bakın. Hatta oturup verdiğiniz son on kararın bir listesini yapın. Hangileri sizin arzunuz? Hangileri başkalarının sizden talebi? Ötekinin talepleri bizi kendimize yabancılaştırır.
Sayfa 144 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.
Kendilik dediğimiz şey, bir şey değildir. Sabit değildir. Akışkan ve değişken bir olma halidir. Bu nedenle hiçbir noktada sabit bir kendilik veya kişlikten bahsetmek istemem.
Sayfa 128 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.
Yalnızlık-ilişkisellik ikileminde iki uçtan birine gitme tehlikemiz vardır. Kendimizi ilişkilerin içine çok atmaya ve böylelikle yalnız kalma ihtimalimizi minimuma indirmeye çalışırız. Ya da ilişkiler çok karmaşık, çok anlaşılmaz ve zor geldiği için kendimizi yalnızlığımıza çeker, ilişki kurmaktan kaçınabiliriz. Zaman zaman bu iki ihtimalden birini seçmekte herhangi bir sorun yoktur. İlişkilerden yorulduğumuzda kendi merkezimizi bulmak, kendi arzularımızla ve deneyimlerimizle tekrar bağ kurmak üzere çekilebiliriz. Keza yalnızlığımız kurak, kendi kendini yiyen ve bizi aç bırakan bir hale geldiğinde de tekrar ilişkiler ağına kendimizi bırakabiliriz. Bu iki ihtimalin tehlikeye düştüğü nokta, kendimizi sadece ilişkilerde veya yalnızlıkta var etmeye çalıştığımız noktadır. Her iki ihtimalde de kendimizi farklı şekillerde ihmal ederiz. Kendimi sadece ilişkilerde var edersem, o zaman kendimi kendimle baş başa bırakma ve böylelikle kendimi dinleme şansımı ihmal etmiş olurum. Kendimi sadece yalnızlıkta var edersem ilişkilerin gerekliliğini, besleyiciliğini ve verdiği canlılığı görmeyi ihmal etmiş olurum.
İnsanları kötüler ve iyiler diye ikiye bölmek, yaşadıklarımızı iyilikler ve kötülükler diye ikiye bölmek hayatımızı bilimkurgu filmine döndürür; gerçekten uzak ve basitleştirilmiş bir hale getirir. Hayatın gerçekliğini o kadar seyreltiyoruz ki, çoğu zaman yarattığımız ve inandığımız dünya kurgusal bir kitap olsaydı iyi birer edebi eser olmazdı. Lakin, fantastik-bilimkurgu edebiyatı dahil bütün edebi eserlerde en önemli kalite göstergesi kurguya dahil edilen bütün karakterlerin ve olayların üç boyutlu olmasıdır. Yani kötülerin de bir geçmişi vardır, kendi içinde ikilemleri, çelişkileri, çatışmaları devam eder ve de en önemlisi kötülük yapmak için kötülük yapmazlar. Kitabın veya filmin bir noktasında öğreniriz ki o da bir ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır. Bunu yaparken ötekini gözetmediği ve zarar verdiği için kötü oluvermiştir.
Sayfa 90 - Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.