Üç Beş Kişi adlı romanı, rahmetli edebiyat öğretmenimiz Ahmet Nur Eranıl'ın 40 yıl önce bizlere sitem ettiği sözlerini aklımdan çıkarmadan okudum. Öğretmeniz edebiyat konusundaki isteksizliğimizi hep "Bir Adalet Ağaoğlu olayından haberiniz bile yok" diye eleştirirdi. Böylece 40 yıl sonra Adalet Ağaoğlu ile tanışmış oldum.
Üç Beş Kişi, okuması kolay olmayan ama tarzını anlayıp ve ritmine alışılınca elden bırakılamayan bir roman. Tam 1980 darbesi öncesi, yazarın muğlak tarihlemesi ile "Gece. Haziran. Ama günlerin en uzunuyla gecelerin en kısasına zaman varken" hayalperest, naif, narin zengin Murat'ın; Murat'a karşılıksız aşık, fakir, işkencenin çemberinden geçmiş yeni bir hayata hazırlanan Kardelen'in; Eskişehir'in varlıklı ailesinden, içine kapanık, hep geri planda kalmış, "sen kadınsın, işin ev kadınlığı" diye bastırılmış, Murat'ın ablası Kısmet ve onun annesi Türkan hanımın; bir zamanlar soylu aileden gelen ama içinde bulundukları cemiyetin yozlaştırdığı Neval hanım; idealleri olan, bulunduğu ortamın gözbebeği Murat ve Kısmet'in dayısı Ferit'in; Murat'ı kendine aşık edip Eskişehir'den İstanbul'a sürükleyen, yozlaşmış annesi Nevla hanım ile üvey kızkardeşi Belgin'e arka çıkarken yolunu kaybeden ünlü şarkıcı eskisi Selim'in hikayeleri. Aslında hikayenin ana karakteri Kısmet ve roman da onunla son buluyor. Öldürülenlerin birer sayıdan ibaret hale geldiği Türkiye'nin o karanlık 80 öncesinde toplumun değişik kesimlerinin hayata bakışları, yaşam tarzları, hayal edipte sonunda elde ettikleri çok güzel anlatılmış.
Güzel anlatılmış ama belirtmekte fayda var, bu romanı okumak zor. Çünkü yazar her bölümde ele alınan kişinin o muğlak Haziran gecesindeki düşüncelerini ve eylemlerini iç içe geçmiş şekilde okurun önüne koyuyor. Düşünceler bazen flashbacklerle bazen de aslında o an