Kitabın hemen her sayfasına sirayet eden dini eleştiriden yola çıkarak tüm kurguyu; Tanrı’nın koyduğu sınırların çiğnenmesine verilmiş bir ilahi yanıt biçiminde okumak mümkün. Strasbourg halkının çeşit çeşit salgın hastalıklarla boğuşurken hem zenginlerin kulübünü andıran belediye hem de açgözlülüğe batmış kilise tarafından açlığa terk edilişiyle ortaya çıkan antropofaji (insan yamyamlığı) anne-evlat sevgisinin mukaddes alanıyla çakışınca helak süreci başlar. Yazar hiç sakınmadan daha ilk sayfalarda; henüz şiddetli fizyolojik ihtiyaçlarına yenilmemiş ancak bunun kıyısında dolaşan genç bir kadının kocasıyla beraber verdiği karar ile 3 aylık bebeğini köprüden fırlatıp ırmakta öldürmesini anlatarak okura soğuk duş aldırmakta. Helakın başlangıcı da Jeu-des-Enfantes Sokağı’nın ehvenişeri olan bu kadının dans etmesiyle başlar.
Yeni bir dinî söylemin halk arasında kök salmasını kolaylaştıran en önemli etken şüphe yok ki var olan kurumsal dinin düzeltilemez biçimde yozlaşmasıdır. Yazar, öyküsünün konusunu, 1518’de sahiden de kayıt altına alınmış Strasbourg’daki sebepsiz dans çılgınlığından alıyor ve bunu Reform hareketleri ile birleştirip Protestanlığın ortaya çıkışına mantıklı bir sebep olarak sunuyor, böylece de yeni mezhebe tartışılmaz bir ilahi hale konduruyor. Buna göre Katoliklerin tanrısı bir alacaklı gibidir, vergi verip vermediğine göre cehennem azabı tehdidini kullanmaktadır. Esasında Hz. İsa’nın kuzuları olan halkı kandıran, sömüren ve zenginleştikçe zenginleşen kilise ve manastırlar, korumakla mükellef oldukları kuzuların etleriyle karınlarını doyurmaktadır. Yiyecek bir lokma bulamayan halkın kendi evlatlarını yemesinin sebebi de bu sömürücü dinin ta kendisidir.
!! Heveskaçıran içerir:
Yazarın, karşı taraf için yer yer küfre varan eleştirilerinin odağındaki