İsmail

Herkesin Bir Hayaleti Vardır.
8/10
·160 syf.··
2022 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2022 12:47
1988 yılında The Discarnates adıyla filme çekilmiş olan Yabancılarla Bir Yaz kitabı Asakusa'da yaşamını sürdüren bir senaristin geçmişindeki anılarla yüzleşmesini anlatıyor. 12 yaşında anne ve babasını kaybeden yazar ve senarist Harada sevgiye ve ilgiye aç bir şekilde hayata tutunmaya çalışır. Kitabın yazarı Taiçi Yamada da karakterin psikolojisini okurlara aktarır. Korku kitabı olmasına rağmen yazarın vermek istediği mesaj aile kavramı üzerinedir. Aynı apartmanda tanıştığı Kei adlı kız arkadaş ve eski anne babasına benzettiği bir çift ile psikolojik gel-gitler yaşayan senarist, anlaşılmazlıklar ve hüzün dolu bir dünyada bulur kendini. Hem korku hem de psikolojik bir seviyede yazılan bu kısa hikayeyi açıkçası beğendim. Özellikle finali güzeldi. Hem güzeldi hem de duygulandırdı. Bir insanın 50 yaşına gelmesine rağmen yine de anne ve baba sevgisine muhtaç olduğu ve bir genç kadının duygularıyla asla oynanmamasını ve buna mukabil her türlü şeye cesaret edeceğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini anlatan bu novella tarzı eser yaşamımın tiyatrosunda sahneye çıkmış ve görevini tamamlamış bir karakter olarak aklımda yer edineceğini umuyorum. Unutmamalıyız ki her insanın yaşamında unutamadığı ve diğer insanlara anlatsak da asla inanmayıp deli diyecekleri ama kalbimizin bunu reddettiği bir hayaleti vardır. Kiminin aşkı, kiminin acısı, kiminin de korkusu olan bu hayaletler ölüme kadar bizle olacak galiba. Ek olarak Çevirmen Nilay Çalşimşek'i çok beğendim. Kitabın hiçbir yerinde zorlanmadım. Oldukça güzel çevrilmiş. İthaki'ye çevirmen için memun kaldığımı ileteceğim.
Edebiyat
Yabancılarla Bir YazTaichi Yamada · İthaki Yayınları · 2022407 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sen Başla, Bir Bitiren Bulunur...
10/10
·456 syf.··
2021 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 14:44
Bugüne kadar elimden geldiğince Türk tarihi hakkında kitaplar okudum. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarına daha bir ağırlık verdim. Saray yönetimi olsun, ajanlar olsun, mektepli zabitlerin hayatı olsun her türlü makalelerle ilgilendim. Bu kitabı okuduktan sonra daha çok öğrenmediğim şeylerin de olduğunu gördüm. Mesela acı gibi, hüzün gibi, keder gibi. Öncelikle yazar Yılmaz Özdil'e emeklerinden dolayı teşekkür etmek isterim. Çünkü 400 küsür sayfalık kitap, yüzlerce kaynaktan büyük bir titizlilik ve sabırla elde edilmiş. Okuyucuyu hiç yormadan, çok kısa bir zamanda bir asır öncesine götürüyor ve önemli ama çok önemli bilgileri elde etmiş oluyoruz. İlk sayfalardan itibaren gözyaşlarınıza engel olamıyorsunuz ve bu son sayfaya kadar artarak devam ediyor. 19 Mayıs 1919 yılında Victor Hugo'nun deyimiyle Prenses İzmir'in işgalinden başlayıp Büyük Taarruza kadar devam eden büyük bir tarih yolculuğuna çıkacaksınız. İlk kan, ilk gözyaşı o sabah dökülüyor. 31 yaşındaki Hasan Tahsin'in kanıydı o. ''Sen başla, bir bitiren bulunur,'' nidasıyla düşmana ilk kurşunu sıkan halk kahramanının kanıydı o. Ne yazık ki ne o kan, ne de akan gözyaşları 3 yıl boyunca akacaktı vatan toprağına. Çok şeyle karşılacaktınız tabii. Bir yandan yıllarca hoşgörü gösterdiğiniz Rumlar ilk günahı işleyecekti. Gülüp, sohbet ettikleri komşularını öldüreceklerdi. Ardından kirli ayakkabı ve bir o kadar da kirli ruhlarıyla Yunan askerleri. Peki kim bu zulme dur diyecekti? Saray hükümeti mi? Hayır. İşbirlikçi hainler mi? Hayır. Bu isyana 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a adım atmış Mustafa Kemal dur diyecekti. Ardında toplamaya çalıştığı bir halkla, inanmış bir halkla. Kitabı okurken o kadar not aldım ki, aldığım her notu gözyaşlarıyla yazdım bir kenara. Beni en çok yaralayan Yunanların yaptıkları değildi, beni en çok
Son CüretYılmaz Özdil · Sia Kitap · 20203,850 okunma
9/10
·80 syf.··
2020 66. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2020 11:58
Korku, bir burjuva kadınının kocasını aldatması ve bundan dolayı da hep bir korku içinde yaşamasını konu alıyor. Açıkçası son sayfalara doğru pek etkilenmemiştim. Fakat Zweig yine ustalığını konuşturmuş. Kitaptaki konu günümüzde de olmuyor değil. Genelde de hep önyargılı bakıyoruz. Her şeyi önüne gelen, çocuklarına dadı tarafından bakılan, her şeyi alabilen bir kadın profilini izlerken bir yandan da sevgiyi yıllar öncesinden unutmuş, çocuklarına bile uzak kalmış, içine kapalı bir kadını da izliyoruz. Âşığıyla birlikte olan bu burjuva kadını aslında genç kızlığındaki bir sıcaklığı özlemliyor. Sıkılmış o pahalı tekdüze hayatından. Fakat ortaya çıkan bir şantajcı ile de içini büyük bir korku kaplıyor. Bu korku gitgide içinde bir kansere dönüşüyor. Yazar bu novella ile bazı gerçeklere değiniyor. Evliliğin hayatımızdaki yerinin öneminden bahsediyor. Özellikle evli çiftler bu kitabı okumalı. Sonlara doğru yapılan o hareket gerçekten güzeldi, takdir ettim. İşte bu dedim, böyle olmalıydı zaten dedim. Hakikaten hikayenin sonu zekice planlanmış. Büyük bir erdem gözlemledim. Çok büyük bir şefkate şahit oldum. Ben olsam böyle mi davranırdım acaba dedim kendi kendime. Kaldı ki Zweig bizleri de bu imtihana tabi tutuyor. Siz olsanız ne yapardınız?
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
Bir yâr sevdim el aldı...
10/10
·88 syf.··
2020 64. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2020 10:22
Bazı filmler vardır, insanı derinden etkileyen, onu bilinmezlere götüren. Bazen bir insanda bulamadığınız sevgiyi, hüznü, insanlığı işte o filmlerde bulursunuz. Ağıt da böyle bir filmdir. Dağlarda hüküm süren Çobanoğlu ve arkadaşlarının hikayesidir. Elimizdeki kitap filmin senaryosudur. Yılmaz Güney sadece senaryosunu yazmakla kalmamış, hem yönetmenlik koltuğuna oturmuş hem de başrolde oynamış. Film Ürgüp'te çekilmiş. Havası, suyu, toprağı güzel Ürgüp. Fakat bu güzellikler kalbi iyi insanlarda etkisini hissettirememiştir. Belki bir Hatice'sinin mezarına çiçek götürdüğünde hissetmiştir Çobanoğlu, kim bilir? Ağıt, bir nevi zalimlere, ağalara, çakallara başkaldırıdır. Unutulmuş gitmiş insanların çığlığıdır. Fakat bu çığlıklar kayaların yuvarlanmasıyla söner, gider. Çok yönlü bir film Ağıt. Renklendirmesi olsun, ses efektleri olsun, vermek istediği mesaj olsun, düşündürücü, sorgulatıcı. Çarşambayı sel aldı, bir yâr sevdim el aldı türküsünü çığıran candarma da var bu işin içinde, aşam anam bu dağların kurdu var, yavru göçmüş ne virane yurdu var diyen kanun kaçağı da. Biri mavzerini uzatırken, öbürü filintasını gösterir. İşte böyledir Çobanoğlu ve onun dağlardaki hikayesi. Son olarak kitaptan ziyade mutlaka filmi izlenmelidir. Kesinlikle izleyin bu filmi. Çok emek var. 1971 yılındaki bir film günümüz teknolojisinden daha bir cesaretle çekilmiş. Kayaların düşmesi olsun, diyaloglar olsun, muhteşem. Gani Turanlı gibi bir usta kameramanın elinden çıkmış bir film. Zaten izlerken ne demek istediğim daha çok anlaşılacak. Zaten Türk film tarihinde Yeşilçam bir taraftadır, Yılmaz Güney diğer tarafta. Alışılagelmiş Yeşilçam'ın kalıplarını yıkan adamdır Yılmaz Güney. Altın Koza Film festivalinde 1. olan ve Venedik'te yapılan film festivalinde ödül alan bu filmi izlemek ayrı bir zevkti
AğıtYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2019133 okunma
Prenses İzmir'in Koynunda, Uzanmış Bir Şehit Yatıyor
10/10
·400 syf.··
2020 46. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2020 17:29
15 Mayıs sabahı... İzmir... Victor Hugo'nın şiirinde bahsettiği gibi Prenses İzmir... Ne o, gözlerin yaşlı gibi? Yüzün ise solmuş gibi. Oysa tül tül elbisen gibi bembeyazdı her zaman o güzeller güzeli yüzün. Kokusunu mu aldın sen de Hasan Tahsin gibi yoksa? Vatanın gözbebeği, ufka doğru uzanan deryasında kara bir şeyler mi gördün? Düşman geliyordu, simsiyah. Her koldan, her ülkenin bayrağıyla. Önde emellerine alet ettikleri Yunanlar, sağında Amerika, solunda İngiliz, arkalarında Fransız, İtalyan. Namusuna göz dikmişlerdi, vatanın gözbebeği İzmir'ine. Sahiller, rıhtımlar onları bekleyen Rumlarla, ecnebilerle doluydu. Hani şu 600 yıldır yüreğimizde beslediğimiz Rumlar, Ermeniler. Yalnız unuttukları bir şey vardı, hesaba katmadıkları bir şey: Göğsündeki sönmeyen vatan aşkıyla, yüreğindeki pırlanta gibi hürriyet sevdasıyla Hasan Tahsin! Çıktılar karaya, korkunç çığlıklarıyla ''Zito Venizelos'' diye haykırdılar birdenbire. Yürüyordu düşman, İzmir'in mahremine. Kirletiyordu pis ayaklarıyla güzelim kaldırımları. Dur! diyecek bir vatan evladı yok muydu buna? Sonra bir ses geldi aniden, simsiyah bir şeydi. Kendi siyah, silahı siyah, kini siyah... Hasan Tahsin'di bu, başkası olamazdı zaten. Aylarca sokaklarda, evde, orada, burada seslenmemiş miydi: ''Allahım! Vatanım için şehit olmayı bana da nasip edecek mi?'' diye. Duası kabul olacaktı, büyük fedainin. Aniden çıkardı revolverini o koca yürek. Son kurşununa kadar bastı düşmanın üstüne. Devirdi üçünü birden. Düşman kirletememişti artık İzmir'i. Ve Hasan Tahsin'in duası kabul oldu. Büyük aşkı vatanı için şehit oldu. Onlarca mermi ve süngüyle şehit edildi, mübarek naaşı kargaşadan dolayı 3 gün sahilde kaldı, aktı tertemiz kutsal kanı İzmir'in o güzel sularına ama kirlenmedi İzmir... Yaşar Aksoy'un kaleme almış olduğu bu müthiş
Hasan Tahsin Yürekler SelanikYaşar Aksoy · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201932 okunma