Şiddetin aşktan daha çok kavramla anlatılabildiği bir ülkede insanlar öfkenin her türlüsüne uygun aptalca kararlar alabildiği halde aşk için bunu yapamıyorlar. Çünkü şiddet hakkında söyleyebildikleri, aşk hakkında söyleyebildiklerinden daha fazla. Çünkü bir kadını anlayabilmekten acizken, akılları her türlü siyasal ve ekonomik teoremlere yeterince eriyor.
Bir kadını anlayabilmek, bir sürü sosyo-ekonomik süreci anlayabilmekten daha zor ve zahmetli geliyor. Bunun için bu ülkede aşk için kurulabilecek basmakalıp ezber cümlelerin dışında yeni bir şey söyleyemezsiniz ama şiddeti, öfkeyi, dalavereyi, hainliği anlatabilmenin bin çeşit yolunu bulabilirsiniz. Bunların dili aramızda yaşıyor ve gün geçtikçe de genişliyor.
Tarık Tufan
#y:575w
19. yüzyıl boyunca birçok cerrah, bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler. Bunu, deney sırasında hayvanlar ses çıkarmasın diye yaptılar. Deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda gerçeği yadsıdılar -sessiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar- ve bunu kendileri doğruluğunu kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar. Hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi, karşılarındaki yaratığın bilinçli, hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı.
Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. Theseus, gemisine bakım yaptıkça, bazı tahtaları söküp yeniliyor. Yıllar geçtikçe, geminin bütün tahtaları değişiyor. Theseus, eski tahtaları çöpe atmıyor. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. Eski gemi yeniden inşa edilince, ortaya iki gemi çıkıyor. Bunlardan hangisi, Theseus'un asıl gemisidir?
Dostlarımız, biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir araya getirirler. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken, dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Her ikisinin temel vasfı, kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz.