İnsanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmesini bekler oldular. Sonuç, düş kırıklıkları, kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık.
Bir güncük, bir ancık, çok zor bir anda yitirmeni dilerim... Bizim gibiler için son derece önemli bu. Yurdundan dışarı adımını atmamış adam, ne kendi yurdunu ne de başka ülkeleri tanır. Özgürlüğünü yitirmemiş insan, ruhunun yüce yanlarından da, zayıf yanlarından da habersizdir. Ah, ah, şu Tanrı'nın cezası yeryüzünde her şey insanın gönlüne göre değildir, ama dengeyi yitirme pahasına da olsa, her şeyi tatmak bilemeyeceğin kadar iyidir!
Yenik düşen insan karşısında kendi derdini unutabilme, kendinden daha zayıf olan karşısında güçlenip onun doğrulmasına yardım edebilme yetisiydi bu. İnsan oğlunun hayvana üstünlüğü de buradadır zaten. Gerisi boş bir kendini beğenmişliktir.
Ah, ah! Ne de güzel bir "ikinci baskı" yapılır böyle bir haberle! İşte o zaman, "büyük bir gazetenin sahip ve yönetmeni olmanın tadı çıkar! Ne yazık ki, her yıl bir savaş, her hafta batan bir zırhlı yoktur dünyanın şurasında burasında! Olayın yorumuna gelince, gazetecinin bu konuda en küçük sıkıntısı yoktur: Yıkım sevilmeyen ulusun başına geldiyse, sevinç gösterileriyle verilir; sevilen "halka" zarar vermişse, o zaman da öç alalım, biz de onlara aynını yapalım diye bağırılır, kinler körüklenir ve her iki durumda da gazetenin satışı artar, onunla birlikte ilanlar ve devlet bütçesindeki pay da tabii.