İnsan doğası gereği, politik bir canlıdır; o, yalnızca bir topluluk içinde olanaklarını geliştiren bir varlıktır. Bu nedenle, Aristoteles, 'devlet' ve 'toplum'un salt bir anlaşmanın veya uzlaşmanın ürünü olduğunu, belirli hususi amaçlar için bireyler arasında sözleşme ile kurulan bir kurum olduğunu, insanların istek ve arzularından doğal olarak kaynaklanmadığını kesinlikle reddeder.
Sayfa 110 - FOL Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Oldu başka? =))))
Birinci açılım süreciydi. Devleti yönetenler herkesi dinliyor, özellikle bölge insanlarının görüşlerini almak istiyordu. Bir gün bir bakanın yanına Güneydoğulu yaşlı bir kadın geldi. Sanırım evladı da dağa çıkmış, açılım sürecinde dönmüş. Bakana teşekkür ediyordu. Yaşlı kadın, bakana bir şeyler söylemeye başladı. 'T.C. sağ olsun, bana oğlumu getirdi'”, 'T.C. sağ olsun bizim oraya hastane yaptı', 'T.C, sağ olsun bize elektrik getirdi', 'Suyumuz da var, Allah razı olsun T.C.'den...” Sonra durdu. 'Başka bir isteğin var mı' diye sordu bakan. Yaşlı kadın, 'Evet var, T.C. bize her Şeyi yaptı, sağ olsun ama bir de T.C. bize bir devlet kursun' dedi.”
Sayfa 8
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
netanyahusunu da, trumpını da, barrackını da, apoÇu da..
Açılım masasının Suriye'de doğurduğu özerkliğin İsrail'le ilişkisi yine Öcalan'ın itirafları arasındaydı. SDG'yi İran'ın Irak'taki Şii milis gücü Haşdi Şabi'ye benzeterek İsrail'in kara gücü olarak tanımlayan Öcalan, Suriye'de yarı yarıya bir devlet olduklarını, İsrail'in kendilerine devlet vaadinde bulunduğunu, ABD-İsrail ortaklığının önce Gazze, Lübnan ve Suriye'yi hedef aldığını, sıranın Türkiye ve İran'a geleceğini, bu stratejinin olmazsa olmasının “Kürtler” olduğunu belirtmişti. Öcalan, yine 21 Nisan'daki İmralı görüşmesinde şu sözleri kullanmıştı: “İsrail'i Orta Doğu'da stratejiyi kuran hegemon güç olarak inşa etmek istiyorlar. Netanyahu-Trump gidiş gelişleri bunun içindir. Beş aşamalı bir stratejidir. İlk üç aşama olarak Gazze, Lübnan, Suriye bitti. Geriye iki aşama, İran ve Türkiye kaldı. Bu stratejinin olmazsa olmazı Kürtlerdir." “(Yetkiliye doğru) İşte senin gibi bir arkadaşın oturuyordu orada. Ben 'SDG yüz binlik olur' dedim, o bozuluyordu, sen bozulmuyorsun ama oldu. İsrail kendi Haşdi Şabi'sini yaratmış. Karayılan demiş; '800 km'den kendimizi savunabilecek tekniğimiz var' demiş. Nereden bulurlar bunu ya İran vermiştir ya İsrail” “İsrail otuz yıldır uğraşıyor. İsrail el altından otuz yıldır bize devlet vaadinde bulunuyor” (21 Nisan İmralı Görüşme Tutanağı).
Sayfa 80·Kitabı okudu
Bu kitabı yazmadan önce birçok kişiyle de yan yana geldik. Çok kişinin fikrini aldık. Önem verdiğimiz iki bürokrat dostumuzla otururken birinden çok güzel bir yaşanmış hikâye dinledik. Bürokratlardan bir anısını şu sözlerle anlatmıştı: “Birinci açılım süreciydi. Devleti yönetenler herkesi dinliyor, özellikle bölge insanlarının görüşlerini almak istiyordu. Bir gün bir bakanın yanına Güneydoğulu yaşlı bir kadın geldi. Sanırım evladı da dağa çıkmış, açılım sürecinde dönmüş. Bakana teşekkür ediyordu. Yaşlı kadın, bakana bir şeyler söylemeye başladı. 'T.C. sağ olsun, bana oğlumu getirdi'”, 'T.C. sağ olsun bizim oraya hastane yaptı', 'T.C, sağ olsun bize elektrik getirdi', 'Suyumuz da var, Allah razı olsun T.C.'den...” Sonra durdu. 'Başka bir isteğin var mı' diye sordu bakan. Yaşlı kadın, 'Evet var, T.C. bize her şeyi yaptı, sağ olsun ama bir de T.C. bize bir devlet kursun' dedi.” Emekli bürokrat bunu anlatınca hemen yanındaki diğer bürokrat, “Ya sizin çıkaracağınız kitabın ismi bu olsa ya” dedi. “Harika” dedim. Belki yıllar sonra bu ismi bulan kişinin de kim olduğunu kendisi açıkladığı zaman öğrenirsiniz.
Sayfa 8·Kitabı okudu
Yaşam enerjinin sağladığı narinliğinle, bir bebeğin hassasiyetine erişebilir misin? Kalp gözünü yıkayıp temizleyerek, hiç leke tutmamasını sağlayabilir misin? Halkı sevip devleti yönetirken, çokbilmişlikten geri durabilir misin? İdrak gücün dört yana erişirken, çokbilmişlikten geri durabilir misin?
Sayfa 49 - Can Klasik·Kitabı okudu
Alıntı
Cumhuriyet kadroları tarihin en büyük toplum mühendisliği projesine soyundular. Bir "millet yaratmak" için her imkânı serferber ettiler. Eğitimden, kıyafete, alfabeden medeni kanuna, mimariden musikiye bir toplumun yaşam alanını oluşturan bütün unsurları yeniden inşa ve icat etmeye koyuldular. Cumhuriyet'in "ulus devlet" olma projesi, kısa sürede bir "devlet-ulus" olma projesine dönüştü. Milleti dönüştürmek ve yeniden yaratmak için devlet, her türlü değişimin ve gelişmenin birincil aktörü hâline geldi. Muhayyel bir millet yaratmak için devlete ihtiyaç vardı ve bu, modern ulus devlet fikriyle uyum içerisinde bir yaklaşımdı. Zira Ernest Gellner'in de vurguladığı gibi ulus devletin ortaya çıkış tarihinde milletler kendi ulus devletlerini kurarak bağımsızlıklarını garanti altına almamışlardır. Tersine, önce ulus devletler kurulmuş, daha sonra bu devlete uygun uluslar/milletler icat edilmiştir. Türk ulus devlet projesi, bu yüzden özünde bir "devlet ulus" projesi olarak ortaya çıkmıştır. Modernite öncesinde bir topluluğu millet yapan şey etnik köken yahut dilden ziyade din, adalet, düzen, erdem gibi temel ve evrensel değerler ve bunların ürettiği kültür ve medeniyet kodlarıdır. Ulus devlet, bu ilkerin kaynağı ve uygulayıcısı olarak kendini görür. Bu yüzden de meşruiyetin kaynağı olarak milleti, tarihi, yahut geleneği değil kendisini vaz eder. Modernleşme projesi, derin bir yabancılaşma tarihidir.