Cumhuriyet kadroları tarihin en büyük toplum mühendisliği projesine soyundular. Bir "millet yaratmak" için her imkânı serferber ettiler. Eğitimden, kıyafete, alfabeden medeni kanuna, mimariden musikiye bir toplumun yaşam alanını oluşturan bütün unsurları yeniden inşa ve icat etmeye koyuldular. Cumhuriyet'in "ulus devlet" olma projesi, kısa sürede bir "devlet-ulus" olma projesine dönüştü. Milleti dönüştürmek ve yeniden yaratmak için devlet, her türlü değişimin ve gelişmenin birincil aktörü hâline geldi. Muhayyel bir millet yaratmak için devlete ihtiyaç vardı ve bu, modern ulus devlet fikriyle uyum içerisinde bir yaklaşımdı. Zira Ernest Gellner'in de vurguladığı gibi ulus devletin ortaya çıkış tarihinde milletler kendi ulus devletlerini kurarak bağımsızlıklarını garanti altına almamışlardır. Tersine, önce ulus devletler kurulmuş, daha sonra bu devlete uygun uluslar/milletler icat edilmiştir. Türk ulus devlet projesi, bu yüzden özünde bir "devlet ulus" projesi olarak ortaya çıkmıştır. Modernite öncesinde bir topluluğu millet yapan şey etnik köken yahut dilden ziyade din, adalet, düzen, erdem gibi temel ve evrensel değerler ve bunların ürettiği kültür ve medeniyet kodlarıdır. Ulus devlet, bu ilkerin kaynağı ve uygulayıcısı olarak kendini görür. Bu yüzden de meşruiyetin kaynağı olarak milleti, tarihi, yahut geleneği değil kendisini vaz eder. Modernleşme projesi, derin bir yabancılaşma tarihidir.