Ölüm rüyasız bir uyku hali gibi olabilir ve bu, bir nimet bile sayılabilir, çünkü bir insanın rüyalarla bölünmeyen bir uykudan daha keyifli geçirdiği günler sayılıdır.
Şairlerin sayesinde, mitlerin insan merkezci eğilimi kendi boyunu bile aşmıştı (...) Doğaüstü güçler o kadar elle tutulur ve iyi tanımlanmış insan şekillerine bürünmüştü ki, bir Yunan herhangi bir tanrıyı görür görmez tanıyabilirdi.
Her şeyi düzenleyen bir Akıl, diye düşündü, elbette onları "en iyi şekilde" düzenler.
"Sokrates'in 'kafasındaki mükemmeli araması'. Bu tüm dinlerin kökenindeki arayış ve arzudur."
"...İnsana kötü bir papaz tipini andıran kendini beğenmiş ve kaypak bir yanı vardır. Ölüm karşısındaki cesareti, eğer ölümden sonra tanrılar arasında keyif süreceğine olan inancı olmasaydı muhakkak çok daha saygıya değer olurdu. Bazı seleflerinin tersine düşüncesi bilimsel değildi ve onu kendi beğenisine uygun bir evrenin varlığını ispat için kullanıyordu. Bu gerçeğe ihanettir ve felsefi günahların en büyüğüdür. Bir insan olarak ona azizler arasında bir yer verebiliriz, ama bir filozof olarak bilimsel bir arafta epey bir vakit geçirmesi lazımdır."
Sayfa 73 - Son Notlar, 1. Not; Russell, B., 1946, History of Western Philosophy: George Allen and Unwin, London, s.164·Kitabı okudu
Geçmişteki bilimde, fiziksel bir olay, tabiri caizse, parçalarına ayrılarak ve ondan önce gelen ya da onu oluşturan diğer fiziksel olaylar açısından tarif edilerek "açıklanmalı" idi. Sokrates, böyle bir açıklamanın olayın nasıl meydana geldiğine dair daha detaylı bir resim sunsa da, niçin meydana geldiğini söylemediğini düşünmüştür. Sokrates'in istediği cevap "nasıl" sorusuna değil, "niçin" sorusuna verilecek bir cevap olmalıydı.