Öncelikle Atsız Beğ'den söz açmak isterim.Atsiz Beğ, sadece ideolojisiyle değerlendirilecek bir insan değildir. Eğer ideolojik olarak popüler kültür maşası olsaydı kendisi tüm okurlar tarafından vatanımızın en kıymetli yazarı olarak görülürdü. Degerini ancak ön yargılarini yıkıp Ruh Adam, Bozkurtlar, Deli Kurt gibi romanları ve Geri gelen mektup, mutlak seveceksin, topal asker... gibi birbirinden güzel ve etkileyici şiirlerini okuyanlar anlar. Roman, Osmanlı Devleti'nin Emir Timur ile yapılan Ankara Savaşı sonrası girdiği fetret devrini ve bu devirde yaşanan şehzadeler kavgasını eksen alarak anlatan sürükleyici, tarihi ve aşkın mistik bir şekilde işlendiği, içinde barındırdığı halkiyat motifleri ile birlikte nitelikli bir şah eserdir. Tarihimizde nice yiğit, cengaver Osmanoğlu şehzadelerinin taht mücadelesi uğruna heba olup gittiği, anlatılan tarihin arka sayfalarında kalmış cengaverlerin kolundan tutulup çıkartıldığı bir tarihi roman...Roman adeta destan ve efsane motifleri ile yoğrulmuştur.Gözümden kaçmayan bazı motifler ise şunlar; hızırın verdiği elmayı yiyerek hamile kalma motifi, geyik donuna girme motifi, Axel Olric'in üçleme kurali ( hak oyunu 3'tür, 3. yarışta 3 at boyu geçmiş...), Dede korkut hikayelerindeki Boğaç Han'ın bir yumrukla boğayı durdurma olayıni Türkmen beyinin oğlunun yapması, göç destanı ve bir çok destanın yağmur ve bereket getiren kutsal yada taşı motifi, ışık, ağaç, kırklar, at ve daha fark edemediğim nice motifler. Diyeceğim o ki Atsız beğ, Osmanlı ve orta asya, müslümanlık ve samanizm, gerçek ve mistisizm unsurlarını birbiriyle öyle harmanlamistir ki ortaya iki günde bitirdiğim, sürükleyici ve bana bilmediğim bir çok bilgi katan bir eser ortaya çıkarmıştır. Vaktiyle bir atsız varmış, var olsun!