Kadriye Kaya

Kadriye Kaya
@erka1453
* Hiçbir gemi, bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez. *
öğrenci
sultanbeyli mesleki ve teknik anadolu lisesin
istanbul
giresun
85 okur puanı
Haziran 2014 tarihinde katıldı
Bazı aşklar aşka ihanettir. Gizli aldatmalar, sevdiğin insanın üzerine basmadan çiğnemektir. Kaç kez çiğnendiğini hiç bilmiyordu Bukre. Sevgilisinin onu aldattığını öğrendiğinde dünyası kararmıştı. İstanbul’un dar sokaklarında dolaşıp durdu. Sonunda yorgun ve bitkin halde Selim’in yanına koştu. Selim, Bukre’nin okuldan arkadaşıydı, hatta mevcut en iyi arkadaşıydı. Öyle ki Selim, Bukre’yi Yavru Kuş olarak, Bukre de Selim’i Kuzu diye çağırırdı ve ne zaman bir dertleri olsa birbirlerine koşarlardı. Her zaman olduğu gibi Bukre, Selim’e terk edilmenin ve aldatılmanın acılarını anlatırdı. Selim de Bukre’ye platonik aşkını anlatırdı fakat platonik aşkının kim olduğunu hiç söylemezdi.
Edebiyat
Reklam
Melek ve Şeytan, birisi iyiliğin ve itaatin sembolü, diğeri de kötülüğün ve isyanın temsilcidir. İnsan ise, potansiyel olarak "iyi"ye de "kötü"ye de meyilli olarak yaratılan; iyi davranışlarını ön plana çıkardığında melekleşmeye, hatta meleklerden daha üstün bir mevkiye çıkma istidadında olan, kötü özelliklerini geliştirdiğinde de şeytanlaşmaya, hatta hayvanlardan bile daha aşağı bir konuma düşmeye müsait bir varlıktır. Melek'le Şeytan'ın ortak kaderi ise, insanla imtihana tabi tutulmuş olmalıdır.
Din
Kim bir bardak soğuk su içerse beni hatırlasın. Hz. Hüseyin Kerbela, yeniden var olmak için atılmış ölümüne bir adımdır, ölümüne bin adımdır. Âşık olmanın adıdır ölüme en Yüce'nin hatırına. En Yüce'nin hatırına ölümle kıyılmış nikâhtır bu, Hüseyni bir nikâh. "Kerbela, bir feryattır. İkiyüzlülüğe, kaypaklığa ve arkadan vurma alçaklığına karşı bir feryat... Yüzüstü debelenen bir feryat değil, izzetle yükselen bir feryat…" Bizim imanımızın kısır kalmasının en asli sebebi, İslam'ı, Hz. Muhammed'i, Ali'nin yolunu ve Hüseyin'in direnişini tanımamamızdır. Onlara karşı bir "aşkımız" var ama "şuurumuz" yok. "Muhabbet" var ama "marifet" yok. Kerbela, yetmiş iki yiğidin ağlamasıdır. Sanmayın ağlayışları ölüm içindi. Kerbela, yetmiş iki yiğidin feryadıdır kulaklarda çınlayan. Sanmayın korkudur feryadın sebebi, feryat hak uğrunda ölmenin gür sesidir, inanan kalplerde. Feryat, mazluma umut, zalime korku salmanın çığlığıdır sindirilmiş duygularda. Hüseyin'in kesip koparılan bir kolu çakallar yesin diye Irak çöllerine atılmıştır. Başsız bedeni Fırat nehrinin suları altındadır. Bir gözü çıkarılmış kafası Suriye Şam'da bilinmedik bir yere gömülmüştür. Peki ya Hüseyin'in ruhu nerededir? Nerededir Hüseyin? Gecenin gelinciği kan içinde. Geleceğin umudu bir çığlığa hapsedilmiş. Sıyrıl ey sırrın sesi! Ses ver sessizliğimize. Neredesin ey Hüseyin?
Sayfa 30·Kitabı okudu
Din
İLK YILLAR NE GÜZELDİ! Yağmur çiselemeye başlamıştı. “Hadi koş,” dedi Zehra, Ayşe’ye. “Koş, yoksa sırılsıklam olacağız.” Gülüşerek kol kola çalıştıkları bankanın kapısından içeri girdi iki genç kız. Öğle yemek saati arasının bitmesine bir dakika kala Zehra, bankonun arkasındaki masasına oturmuştu. Uç ay olmuştu Zehra bankada çalışmaya başlayalı. Bîr altmış boylarında, sarı saçlı, mavi gözlü, güzel sayılabilecek genç bir kızdı. Aynı zamanda zekiydi ve neşeli bir yapısı vardı. Dost canlısıydı. Her şeyden önce yaşama olumlu bakmayı bilirdi. Sevdiklerine karşı aşırı bağlı ve sadıktı. Şimdilik zararsız gözüken bu huyu gelecekte karşılaşacağı savaşlarda belki de en büyük zayıflıklarından bir tanesi olacaka. Bir ay sonra yirmisine basacak olan Zehra, parıldayan gözlerle oturduğu masadan Ayşe’ye dönerek, “Ne güzel değil mi?” diye sordu. “Tam bir ay sonra yılbaşı. Sanki hayat yeni yılla birlikte en baştan başlayacak. Yeni yılın İlk günü benim doğum günüm. Bu cümleyi kaç kez duydun benden, değil mi’” Bunun üzerine iki genç kız gülüşmeye başladı. Ayşe, Zehra geldiğinden beri ne çok eğlenmeye başladığını düşündü. Sonra kaşlarını sinirliymiş gibi çatarak, fakat dudaklarında ki kıvrılmalara engel olamayarak, “Sanırım üç aydır her gün,” dedi. Ayşe sonra arkadaşının elini tutarak, “İnşallah bin dokuz yüz seksen bir yılı sana mutluluk, huzur ve yakışıklı bir koca getirir. Ama bankacı da olmasın. Mühendis olsun. Mavi gözlü olsun. Uzun boylu olsun.” Zehra hafif sitemkâr bir tavırla, “Kendi hayallerine beni de dahil etme,” dedi. Hem ben evlenmeyeceğim. Aşık olmayacağım. Çünkü bu dünyada benimle aynı şekilde nefes alan tek bir erkek yok.” “Aslında böyle diyenden korkmalı. Görünüşe bakılırsa, benden önce evleneceksin sen,” diye cevap verdi hınzırca gülümseyen Ayşe. Tam bir hafta sonra Zafer
Edebiyat
Salondaki fısıltılar kulaklarda uğultu bırakırken, halkın gözbe-beğinde heyecan kıvılcımları kaynaşıyordu. Çünkü insanoğlunun iskeleti çamurla, kanı merakla yoğrulmuştu. Maznunun kadın oluşu, halkın heyecanını bir kat daha artırmıştı… Koridor, insan selinin boğucu nefesi ile dolup taşarken, mendiller yüzlerdeki teri emdi… Sanki az sonra, bilmem kaçıncı perona, içi hasret yüklü bir tren gelecek ve özleyişler son bulacaktı… Bekleyenlerde bir kıpırdanış oldu ama gelen, tren değildi. Alev alev yanan gözler, iki jandarmanın arasında yürüyen maznunun üzerinde mıhlandı… Fısıltılar iyice yoğunlaştı. Görenler, görmeyenlerin dikkatini aynı noktaya çekebilmenin telâşı içindeydi:
Edebiyat