Puan vermedi·688 syf.··
2026 8. kitabı
Kitapta İslamiyet ile ilgili sanat eserleri, bilgilendirme vs. bir çalışma göremedim ve bu durumu garipsedim. Ağırlıklı olarak, Antik Mısır, Antik Yunan, Rönesans ve Hristiyanlık etkisiyle gelişen eserlere değinilip fotoğraflarla örneklendiriliyor bu çok anlaşılır bir şey. Sanat tarihi bunlardan ayrı düşünülemez elbette. Aztekler, Çin İmparatorluğu, Persler'e kadar erken dönem örneklerinden de bahsediliyor. İslamiyette heykel yapmak günah sayıldığı için bu alanda gelişme kaydedilmediği gibi yüzeysel çok kısa bir kaç yer var. Ancak sırf bu dinin etkisiyle bile ortaya çıkmış pek çok sanat eserleri yok mudur? Hat sanatı, cami, çeşme, kervansaray, şehir kapıları, saraylar, kaleler vs. örnekler çoğaltılabilir. İslamiyet tarihi ve coğrafyasına ait sanat eserlerinin neden kitapta yer almadığını, ilham olacak, örnek gösterilecek nice eserlerin es geçilmesini gerçekten anlayamadım. Bu sorgulamam politik yada dini fanatizmle ilgili hiçbir ilgisi yoktur, samimi bir merak sadece.
Sanatın ÖyküsüE. H. Gombrich · Remzi Kitabevi · 20171,131 okunma
7/10
·96 syf.··
2019 40. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2019 00:00
Sanat kitaplarını en basan yayınevi şeklinde ban salmış Taschen Yayınları, Türkiye’de Remzi Kitabevi’yle beraber ortak bir işe kalkışıp, Türkçe edisyonunu da uyarlamışlar. Haberin kötü kısmı şu: serisi pek azı çevrilmiş. 16 eser kadar. Neyse efendim, kitabı dönelim. Rönesans sözcüğünün kökeni, ilk olarak 1550’de Vasari’nin “Sanatçıların Yaşamı” adlı sanat/biyografisinde “rinascita” sözcüğüyle sanatı yeniden doğuşundan ilk söz eden kişi olmuş. İyi sanatın doğuşunu müjdelemiş. İtalyan sanatı, en başta Giotto ve Donatello gibi isimler tarafından temsil edilmiş. Erkan Rönesans dönemi sanatçıları, doğanın kusursuz bir şekilde taklit edilmesini savunmuş. Giotto ve Masaccio, yeniden doğuşun birinci ve ikinci aşanlarını temsil etmiş. Yüksek Rönesans’ta ise, doğanın kusursuz taklit edilme aşaması sona ermiş, hatta bozma yoluna gitmiştir. Michelangelo’nun “manyerizm” akımı tam da bunu temsil eder. Parmagionino’nun “Uzun Boyunlu Meryem”i buna en güzel örnektir. Kuzey’de ise Almanya ve Hollanda’da, Erken Rönesans sürecini aynen takip etmişlerdir. Van Eyck kardeşler özellikle önemlidir. Jan Van Eyck, boyaların karışımını daha iyi ve birkaç kat sürerek daha parlak objeleri boyayabilmek için, boyaya yağ ilave ederek “yağlı boyayı” ilk kez kullanan ressam olmuş. Reform Hareketinin ilanı (16. Yüzyılda) Martin Luther tarafından başlatılan bu boykot süreci, coğrafi keşifleri, Rönesansı ve diğer önemli tarihi olayları Avrupa ile izleyen Almanya’yı taşralaştırıp, köylü sınıfı oluşturmuş ve sonrasında gelişen bütün devrimler ve hareketlerde Almanya’yı diğer ortak coğrafya ülkelerince geride bırakmış. Guiseppe Arcimboldo ise, sebze, meyve ve belirli hayvanları kullanarak resmettiği portreleri, zamanının “Kübizm” akımının başlangıcı sayılabilir. Her sanatseverin okuması gereken, kronolojik
RönesansManfred Wundram · Taschen-R · 20089 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Homo Ludens
Puan vermedi·288 syf.··
2025 18. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 00:00
Modern kültür tarihi kurucularından Kültür tarihçisi Johan Huizinga’nın eseri Homo Ludens’ten bahsedeceğiz. Bu kitabı ilginç yapan çok detay var, ki sanırım en önemlisi insanın varoluşunu yansıtma biçiminin oyun oynama eylemine dayanması. Diyebilirsiniz ki oyun, rahatlama için,enerji boşaltmak için hatta çocukların daha çok yaptığı bir şey olduğunu düşünüp yetişkinliğe hazırlanma, bir eğitim şekli olduğunu söyleyebilirsiniz.Veya zararlı dürtülerden kurtulmak için bir yöntem olduğunu. Ancak tüm bu hipotezler belirli bir fayda güdüyor.Ama oyun öyle bir etkiye sahiptir ki istemsizce bir bebeğe çığlık attırır,kumarbazı tutkuya boğar. Bir fayda gözeterek bunun istemsizce nasıl yapabilirsiniz? içgüdüsel dediğimizdeyse cevapsız bırakmış olursunuz sebebini. Eğer içgüdüsel ise; bu defa da nasıl fayda gözettiğini söyleyebiliriz? Huizinga der ki ‘Bir çocuk fayda gözetmeden oyun oynar,tıpkı hayvanlar gibi. yavru köpeklerin birbirlerini oyuna davet edişi,birbirlerinin kulaklarını ısırmamaya riayet edişi bir fayda bir neden gözetilmeden yapılan bir eylem olduğunu gösterir. İnsan alet yaptığı,aklını kullandığı kadar,özgürce beklentisizce oyun oynar. Ve bunu oyun oynadığını bile bile yapar.Herhangi bir mantık onu oyuna sürüklemez. İnsan mantıkdışı doğayı teyit eder oyunla.bu durum bizi salt rasyonel varlıklardan daha fazlası olduğumuzu gösterir.yani oyun oynama eylemi İrrasyoneldir. Huizingaya göre insan; dış dünyayı açıklarken Mitleri kullanır,imgeleştirme yapar,ritüeller ve ayinler ile hayata anlam katar,şiirsel bir dünya yaratır metaforlarla.Bu bir oyun eylemidir. Elbette Shakespeare’in Dünyayı bir oyun sahnesi olarak tanımladığı bir perspektiften bahsetmiyoruz. Oyunun; medeniyeti, kültürü nasıl inşa eden bir eylem olduğundan bahsediyor olacağız. Oyunun özelliklerine bakalım.
Felsefe ve Düşünce
Homo LudensJohan Huizinga · Ayrıntı Yayınları · 2021428 okunma
İlk Çağlardan Moderniteye Dünya Tarihi
8/10
·463 syf.··
2024 19. kitabı
Tolga Uslubaş ve Nezir Özgen'in kaleme aldığı bu eser, adından da anlaşılacağı gibi, insanlık tarihini ilk çağlardan günümüze kadar bütüncül bir yaklaşımla ele almayı hedefliyor. Kitabın en güçlü yanlarından biri, tipik siyasi tarih anlatısının ötesine geçerek, tarihi olayları sanatsal, felsefi, bilimsel, sosyal ve dini gelişmelerle birlikte sunmasıdır. Bu, okuyucuya yalnızca "ne oldu?" sorusunun değil, aynı zamanda "neden oldu?" ve "nasıl bir kültürel ortamda gelişti?" sorularının da cevabını sunma çabasıdır. Kitap, yerleşik uygar toplumların ortaya çıkışından, büyük medeniyetlerin yükselişine ve çöküşüne, dünya savaşlarına, Avrupa monarşilerinin dönüşümüne ve İslam'ın yükselişine kadar dünyayı şekillendiren kilit olayları ele alıyor. Ayrıca, Türkiye tarihinin önemli mihenk taşlarına da özel bir yer ayırması, eseri yerel okuyucu için daha bağlayıcı kılıyor. Eser, medeniyetleri, devletleri ve olayları kronolojik akış içinde, fakat sadece siyasi yönleriyle değil, çok boyutlu olarak inceler. Metin, harita ve resimlerle desteklenerek görsel bir öğrenme deneyimi sunar. Kısa ve öz bilgiler, büyük tarihsel resmi tamamlayıcı niteliktedir. Kitabın iddiası, tarihsel olayların birbirine bağlılığını ve neden-sonuç ilişkilerini kolayca anlaşılır kılmaktır. Bu, tarihe yeni ilgi duyanlar için sağlam bir temel oluşturma potansiyeli taşır. Eser, binlerce yıllık tarihi öyküsel bir özet halinde sunarken, aşağıdaki gibi temel dönüm noktalarına odaklanır: İlk Çağlar ve Medeniyetlerin Doğuşu: Mezopotamya, Mısır, Hint ve Çin gibi ilk büyük medeniyetlerin kuruluşu, ilk hukuk sistemleri (Hammurabi), felsefi düşüncelerin temelleri ve dinlerin ilk biçimleri incelenir. Antik Dünya ve Klasik Çağ: Yunan ve Roma medeniyetlerinin siyasi yapısı, demokrasinin kökenleri, felsefe (Sokrates,
1000k
Geçmişten Günümüze Dünya İlk Çağlardan Günümüze Dünya TarihiTolga Uslubaş · Venedik Yayınları · 201869 okunma
Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit Hanım
10/10
·520 syf.··
2025 15. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 00:42
Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit Hanım”, Cumhuriyet döneminin güçlü, modern ve ilerici kadını olan Nahit Hanım üzerinden anlatılan bir biyografik eserdir. Kitap, yalnızca bir Türk kadınını anlatmakla kalmaz; aynı zamanda erken Cumhuriyet döneminin toplumsal dönüşümünü, modernleşme çabasını ve kadınların bu süreçteki önemini gözler önüne serer. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kadın kimliğinin şekillenmesini sağlar. Nahit Hanım, dönemin ideallerine uygun bir Türk kadınıdır. Eğitimli, güçlü, sosyal hayatta aktif bir kadın aynı zamanda geleceğe ışık olan ve Nahit Hanım’ın kendi ayakları üzerinde duran, kararlı bir Türk kadını olması. Cemal Süreya'nın neden Cumhuriyet gibi bir kadın dediğini şimdi daha iyi anlıyorum Bu romande benim en çok hoşuma giden şey ise dipnot olarak romanda geçen yazarlar hakkında bilgi vermesi. O dönemde geçen birçok önemli olayı gözler önüne sermesi sanki olayı yaşıyormuşum gibi hissediyordum. Bazen bazı yerlerde keşke bende o dönemde yaşasaydım diyordum. Yüzeysel bir şekilde eserden bahsedecek olursam: henüz 19 yaşında genç bir kızken Ankara'da öğretmene ihtiyaç olduğunu öğrendiğinde gözünü kırmadan İstanbul'daki hayatını geride bırakıp yakın arkadaşı Nermin ile birlikte Ankara'ya yerleşir. aslen Felsefe bölümden mezunudur Ama görev yaptığı okulda Edebiyat öğretmenine ihtiyaç olduğundan edebiyat öğretmeni olarak görev yapar. 1 Kasım 1928'de Latin harflerinin kullanıma başlandığından itibaren büyük bir emeği geçer. Genç yaşlı herekese okuma yazma öğretir. daha sonra tanıştığı Necip Fazıl Kısakürek kendisine aşık olur ama Nahit Hanım istemez. Necip Fazıl Kısakürek bir süre Nahit Hanım'ın peşinden koşar. şiirler mektuplar yazar ama Nahit Hanım istemez. daha sonra Halil Vedat Fıratlı ile evlenir. eşi ile birlikte kendi evilerinde edebiyat
Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit HanımOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 2025835 okunma
Farklı Bir Yerden Bakmak : Suyun Üzerindeki Tarih
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
"Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir." Dünyanın XVI. yüzyılı sadece denizlerin keşfiyle değil, aynı zamanda düşünce alanında da çalkantılı bir yeniden yapılanmanın yüzyılıdır. Edward Wilson-Lee'nin bu eseri de bu dönemin merkezinde yer alan Damiao de Gois ve Luis de Camoes karakterleri üzerinden düşünmeye davet ediyor. Bu davet, okuyucuyu erken modern dönemin epistemolojik ve politik sınırlarını yeniden değerlendirmeye sevk ediyor. Bu eser, biyografi ile dünya tarihi, arşivle anlatı, şiirle siyaset arasında kurduğu geçişken yapı sayesinde yalnızca bir anlatı değil, metodolojik bir öneri de sunuyor. Wilson-Lee, karakterleri yalnızca yaşamlarıyla değil, temsil ettikleri dünya görüşleriyle de mukayese eder. Bilhassa, Damiao de Gois'un izlerini ararken, farklı halkların anlatılarına da yer verilmesi, onun tarihçiliğinin çok sesli bir karakter taşıdığını gösteriyor. Bu çokseslilik, Batı dışı kültürleri nesneleştirmeyen bir bilgi yapısına işaret eder. Eserde; "...başka yerlerdeki insanların tanrıları, kahramanları, yaşamları ve düşünceleri hakkında bir bilgi selinin de önünü açtı; bir anlığına tüm dünya birbirine akacakmış gibi olmuştur belki de." (s.15) Eserin başında, de Gois'in 1574'teki şüpheli ölümünün detaylarına yer veriliyor. Wilson-Lee, bu olayı "tarihi gizem" olarak değerlendiriyor. Bu giriş, okuyucuya iki farklı tarihsel tutumun -çoğulculuk ve milliyetçilik- yaşam sonuçlarını gösterirken; de Gois'in özgürlük tutkusu ölümle sonuçlanırken, Camoes'i de olağanüstü bir şöhrete kavuşturdu. Wilson-Lee, eserinde yalnızca tarihsel bir biyografi değil, aynı zamanda Rönesans zamanının bilgi üretimi, kimlik inşası ve iktidar ilişkilerine dair derin bir sorgulamadı. Damiao de Gois ile Luis de Camoes'in kesişen yaşam öykülerini merkeze
Araştırma-İnceleme
Suyun Üzerindeki TarihEdward Wilson Lee · Selenge Yayınları · 20252 okunma