Eski Yunan'da, Likya Birliği'nde. Rönesans Avrupası şehir devletlerinde, bir tür sosyalizmin geçerli olduğu Paris komününde, sınırlı bir süre için herkes yönetici olmakla sorumluydu. Avrupalıların istilasından önce Orta Amerika'da da öyle. Hatta bir süre için lider olacakla alay ediyor, küçük düşürüyorlar. "Senden adam olmaz, aptalsın, şişmansın, çirkinsin," diye hakaret ediyor, baştan haddini bildiriyorlar. Günümüzde de sosyal medyanın olanaklarıyla hepimizin sorumluluk alabileceği, karar verme sürecine katılabileceği, farklı düzeylerde birbirimizi tanıdığımız modeller kurmak mümkün. Tarihte farklı insan topluluklarının nasıl yaşadığı geleceğimize ışık tutabilir. Başka canlılarla, doğayla ve birbirimizle yaşamanın, yerellik esasını da göz önünde tutarak yeni modellerini oluş turabiliriz. Erken dönem Homo Sapiens başka yaratıklarla başa çıkacak güçte değil. Doğal zırhı, yırtıcı dişleri, tırnakları yok, iyi gizlenen, hızlı koşabilen de değil. Türümüz güçlü bireylerle değil, işbirliğiyle gelişiyor. Orman kanunu ırkçılığın, faşizmin uydurması. Darwin'le alakası yok .
Geçmişte kasık tüyleri -tabii eğer vücudun bu bölgesi açıkça gösteriliyorsa- bugünkü oyuncak bebekleri andırır şekilde yumuşak ve ne olduğunu belli etmeyen bir "v" biçiminde gizlenmiş olurdu. Erkek ya da kadın cinsel organlarının varlığını ima eden erken dönem Ortaçağ ve Rönesans resimlerinin birçoğuna daha sonra namus bekçileri tarafından havada duran, anlamsız incir yaprakları eklenmiştir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Erken Rönesans
Erken Rönesans; klasik edebiyata felsefeye ve sanata yönelik ilginin artmasıyla ticaretin gelişmesiyle yeni kıtaların keşfi ile ve yeni buluşmuşlarla kendini gösterdi......... Matbaanın johannes Gutenberg (yaklaşık 1398-1468) tarafından icat edilmesiyle özellikle önemlidir, çünkü okuryazarlığı teşvik ederek fikirlerin yayılmasına destek oldu.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Bilhassa Rönesans ve Reform öncesi Orta Çağ Hristiyan düşüncesinde (özellikle Aziz Tertullian, Aziz Origen, San Aquistine çizgisindeki erken dönem kilise babalarının başını çektiği ve dindar aklı değerlendiren patristik felsefede) ortaya çıkan sistematik teoloji, ana hatlarıyla öncelikle insan zihninin fiziksel bedenle ilişkisini dinî açıdan mükemmel gördükten sonra, Tanrının suretinde yaratılan insanın ilahi akılla yakın ilintisini, asli günahla kir- lenen beşeri aklı ve onu onarmak isteyen ilahi vahiyle uzlaşı gayretlerini veya onu ilahi olanlardan uzaklaştırmak isteyen agnostik seküler felsefelerle etkileyici irtibatını ve nihayetinde aklın, teolojik düşünce ve manevi tefekkürdeki itaatkâr rolünü ortaya çıkarmak istedi. Bu bakımdan dine boyun eğen patristik akıl, düzeni sağlayıcı bir tarzda her şeyi kuşatan bu âlemin mantığını, "ilahi zihnin sistematik ve en somut hali" olarak gördüğünden akıl yürütmeyi, hermenötik açıdan teolojiden antropolojiye doğru yol alan, ilahi zihnin akıllıca ve sistematik olarak evreni anlatan ve yerli yerince antropolojik izahlar yapan bir yaklaşım olarak kabul etti. Zira erken dönem dogmatik patrolojiye kilise babalarının düşüncesine) göre insan, bu evrende onun içeriğini ve tasarımını anlamayan yegâne varlıktır. Patristik teologların bu akıl yürütme eylemi, aynı zamanda aklın kısmen de olsa teolojilerindeki rolüne işaret ediyordu; yazdıkları şeylerde ilahi kozmos düzenini açıklamak ve teolojinin gizli mantığını şerh ederek anlatmak aynı zamanda ilahi aklı tam yansıtan (Hristiyan) insana yüklenen beşeri aklın en büyük vazifesiydi.
Akıl
...başka ve daha erken burjuvaziler de vardı; diğer tüccarlar ve imalatçılar da, gerçi arayışlarında her zaman başarılı olmasalar bile, kâr ve "kesin bilgi"yle ilgilendiler. Kaldı ki, Avrupa'da burjuvazinin fiilen aristokrasinin yerini aldığını ileri sürmek bütünüyle doğru değildir. Burjuvazi tedricen daha büyük iktidar ve nüfuz elde etti, ama Rönesans'tan çok daha önce de Avrupa'da mevcuttu; üstelik Canterbury'ye giden Chaucer'ın topluluğunda, Lucca, Venedik ve Palermo'da bulundukları gibi, hem İstanbul, Kahire ve Halep gibi Yakındoğu kentlerinde hem de daha doğuda vardı.
Sayfa 158 - 159·Kitabı okudu
Fatih Sultan Mehmet
En büyük felaket onun erken ölmesi. Tarihte uzun süren saltanat devirleri daima faydalıdır. Mesela Elizabet devri, Viktorya devri gibi. Tabii, şartlar müsait olursa! Fatih yirmi sene yaşasaydı biz şimdi belki de rönesansı vaktinde idrak etmiş bir millet olurduk.
1000Kitap