Fedailerin Kalesi Alamut 11. Yüzyıl Selçuklu hakimiyetindeki İran'da geçen, Şii mezhebi bir kolu olan İsmaili tarikatı lideri Hasan Sabbah ve özel bir eğitim sonucunda bir intihar mangasına dönüştürdüğü fedailerinin, nam-ı değer Haşhaşilerin öyküsü. Olay tarihi olay ve karakterlerden esinlenerek kurgulanmış olsa da, romanda anlatılan olayların ve karakterlerin birçoğu kurmaca. Fakat İbn-i Sabbah karakteri, Alamut kalesi, Haşhaşiler, İsmaili tarikatı gibi romanın temelini oluşturan kişi, yer ve kurumlar gerçek. Yalnızca kurgu bazında bile bakacak bile olsak mükemmel bir roman, bir de tarihi esintiler sunmasıyla müthiş bir klasik haline geliyor bence.
Anlatım, karakterler, olay örgüsü çok güzel planlanmış. Sıkılmadan okunuyor, merak uyandırıyor, insanı araştırmaya sevk ediyor. Aynı zamanda felsefik, siyasi, dini birçok yönü de mevcut. O dönem Yugoslavya hakimiyetindeki Slovenya vatandaşı olan Valadimir Bartol kitabı yazdığı dönemde ülkesinin Mussolini yönetimindeki İtalya ve Hitler yönetimindeki Alman İmparatorluğu tarafından işgaline tanıklık etmiş. Kitaptaki İbn-i Sabbah'ı da bu diktatör yöneticiler gibi kurgulamış. Yine cennet, cehennem, peygamberlik gibi birçok dini temaya açık bir şekilde eleştiri, hatta daha da ileri gidelim bunların reddi söz konusu. Tüm bu siyasi, dini eleştirileri nedeniyle de birçok yerde yasaklanmış bir roman.
Ben açıkçası daha çok kurguya konsantre oldum ve çok keyif aldım. Okunulmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Hasan Sabbah ve Haşhaşilerle ilgili de daha ayrıntılı bir okuma yapmayı, bunun sonrasında da kitabı bir kez daha değerlendirmeyi planlıyorum. Vladimir BartolEmrah
ZorbaNikos KazancakisEmrah
Kitap Girit'e maden işletmesi kurmak üzere giden patron (kuvvetle muhtemel kitabın yazarı Kazanackis) ve oraya gitmek üzereyken tanışıp işe aldığı, hatta işin başına getirdiği Zorba karakteri arasında geçiyor desek çok yanlış yapmış olmayız. Çünkü gerçekten yan karakter sayısı ve hikayedeki rolleri oldukça kısıtlı. Aslında bence bu kitabın niteliğiyle de uyuşuyor, çünkü yazar bir hikaye, bir olay örüntüsü ortaya koymaktan ziyade felsefe yapmak istemiş. Gerçekten kitap daha çok bir felsefe kitabını andırıyor. Hayatın anlamını hayran olduğu düşünür, filozofların kitaplarında arayan, fakat bir türlü aradığı cevapları net olarak bulamayan, yalnızca kısmi yatışmalarla yetinen bir yazar sonunda bu anlamı kaba tarif edilebilecek, eğitimsiz Zorba karakteri sayesinde buluyor. Genel olumlu eleştirilerin aksine ben malesef kitabı çok beğenemedim. Güzel olarak belirtebileceğim cümle, pasaj, kısımlar mevcut, fakat birçok yerinde de kitabın tam tersine tekrarlı okumama rağmen net algılayamadığım, bana geçmeyen paragraflar, cümleler var. Birazcık da yüksek beklentiyle okumuş olmam kitabı tam beğenememe sebep olmuş olabilir. Yine de Yunan edebiyat klasiklerinden sayılan kitabın, bir de felsefeye ilgi duyan, felsefe bilgisi iyi olan kişilerce yapılmış eleştirilerinin daha elle tutulur olacağı düşüncesindeyim
19. yüzyıl İngiltere'sinde geçen bir aşk romanı. Roman ağırlıklı olarak iki mekanda geçiyor. Mekan, doğa tasvirleri oldukça güzel yapılmış, mevsim geçişleri, doğa olayları, tabiat tasviri o kadar güzel yapılmış ki kendinizi oralarda hissediyorsunuz. Bir aşk romanı fakat okudukça klasik aşk öykülerinden, filmlerinden oldukça farklı olduğunu görüyorsunuz. Kesinlikle daha gerçek olduğu için insana geçiyor. Tutku, hırs, öfke, intikam, bağlılık, merhamet, sevgi dolu bir aşk öyküsü anlatılmış. Gerçekten son derece zıt duyguların bir arada yaşandığı, günümüz tabiriyle toksik diye tanımlayabileceğimiz bir aşk söz konusu. Hatta iki kişi arasında değil, üç kişinin dahil olduğu aşk öyküsü. Yazarın tek romanı, bu bile okunmasını ilginç kılıyor. Öyküyü başka birinin anlatımından dinliyorsunuz, öykü içinde öykü...Kesinlikle okunulması gereken bir dünya klasiği pişman olmazsınız Uğultulu TepelerEmily BrontëEmrah