8/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 22:58
Dante Alighieri'nin 1308'de başlayıp 13 yıl boyunca yazmaya devam ettiği ve 1321'de ölümünden kısa süre önce bitirdiği epik şiir derlemesidir. Kitapda da Dante'nin öteki taraftaki hayatı ve gördüklerini dünyaya döndüğünde aktarmakla görevlendirilmiş olması ve Dante'nin kendisinin de kitabı bitirdikten sonra görevi bitmişcesine ölmüş olması manidar. Kitap 3 bölümden oluşuyor: Cehennem, Araf ve Cennet. Her bir bölüm 33 kantodan oluşuyor ve bu kantoların her biri üçer dizelik kıtaların birleşiminden oluşmakta. Olay zaten din ve Hristiyanlık olduğu için üçleme/teslis inancı ve üç sembolizmi de normal karşılanmalı. Dante, ölmüş sevgilisi Beatrice'in yardımı ve Vergil gibi önemli kişilerin rehberliği ile öteki tarafta yolculuğa çıkar. Cehennem'den Araf'a, oradan da Cennet'e yol alır. Her bir durağında farklı cezalara çarptırılan ya da farklı mekanlarda ölümden sonraki yaşamı deneyimleyen ruhlarla karşılaşır ve konuşur. Buralar çok fazla araştırma gerektirebiliyor çünkü adı geçen ünlü insanlar, olaylar ya da ülkeler 1300 ve daha öncesine dayanmakta. Yani bir anda kavrayacağımız türden atıflar değil. İşin bariz din boyutunu geçersek psikolojik olarak da modern dünyada faydalanabileceğimiz bir kitap olduğu kanısındayım. Eski zamanlarda yazılan şeyleri okuyup modern hayatta bundan nasıl faydalanılırdı diye düşünmeyi seviyorum. Burada da okurken düşünmüş bulundum. Bana kalırsa Dante'in öteki taraftaki yolculuğu evreni ve Tanrı'yı tanırken aslında insanın kendisini tanımasından ibaret. Dante, Cennet'te Tanrı'yı "Yarattığı bunca aynada kırıldıktan sonra eskisi gibi kendisi kalan sonsuz bir değer" olarak tanımlıyor bir noktada. Bana kalırsa insanın evren ve yaratıcı ile olan ilişkisinin en iyi özetidir bu. Hem bütünün bir parçası hem de kendi benliği olan bir varlık insan. Hem
Edebiyat
İlahi KomedyaDante Alighieri · Dorlion Yayınları · 20206,4bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2026 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 21:56
Depresyonu nefsi bir hastalık olarak değerlendiriyor ve nefis terbiyesi ile yenileceğini söylüyor. Kitap okumak meditasyon tasavvuf yeterli değil mürşid kamilde gerekli diyor zaten bu noktada kendisini ermiş gibi gören ona hayran çevresindeki kadın kitlesini suistimal etmediğini buna şükrettiğini yoksa ayağının kayabileceğini dile getirmiş yani manevi derman ararken insanlar farklı new age tarikatlar sahte gurular ermişler tarafından etkiye açık oluyor büyüklerimiz derine dalma boğulursun der bu felsefe psikoloji tasavvuf fark etmiyor bazı insanlar diğerlerinden daha hassas oluyor yaşam koşulları iyi olsa bile manevi doyumsuzluk boşluk bunalım oluyor. Kitapta jung un rüyaları kitabı mukaddes etkisi doğu mistizm etkilerine değinmiş bu ülkeden bir tıp alanında uzmanın mesneviyi ve tasavvufa değinmesi gayet normal Japonların buna benzer ruhsal tedavileri uyguladığını tedavide nefis terbiye yöntemlerine alanındaki kişilerin uygulamasını salık ediyor. Başları sıkıcı değildi ortalara doğru kendini çok tekrar etti sıkıcı oldu.
Dokuz Yüz Katlı İnsanMustafa Merter · Ketebe Yayınevi · 20241,377 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·368 syf.··
2026 30. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 22:15
Gecenin Çobanları, Brezilyalı yazar Jorge Amado'nun kalemiyle tanışma fırsatı bulduğum ilk kitabı oldu. Kendisi de bir kakao plantasyonunda büyüyen yazar, kitaplarında genellikle göçmenlerin, siyahların, melezlerin ve yoksul beyazların sömürülmesi ve sefaletiyle birlikte ırksal olarak birleşmiş alt sınıfların, Brezilya'nın doğusundaki Bahia şehir hayatına dair müstehcen hikayelerini yazar. Gecenin Çobanları'nda da Bahia'daki fahişeler, kumarbaz serseriler, alkolikler, melezler, kan kardeşler ve ermişler gibi bir grup yoksul ama cesur, cömert, ateşli ve tutkulu insanlardan oluşan halkın; yaşam mücadelesini, özlemlerini, inançlarını, umutlarını, baskılara ve geleneklere baş kaldırmalarını, Kandomble dininin coşkulu ritüelleri, mitler ve halk hikayeleriyle birlikte harmanlayarak anlatır. Yazar, geceyi sadece hikayenin bir atmosferi olarak değil Brezilya'nın ruhu olarak da şekillendirir ancak Amado'nun anlattığı dünya, yalnızca Brezilya'nın değil, unutulmamak için direnen seslerin de dünyasıdır. Gecenin Çobanları da bu seslerin toplandığı modernist bir eser olmuş. Kitapla kalın...
Edebiyat & Roman
Gecenin ÇobanlarıJorge Amado · Sel Yayıncılık · 202330 okunma
Puan vermedi·387 syf.··
2025 33. kitabı
Roman, Orhan Bey dönemini (Osmanlı'nın beylikten devlete geçiş süreci) ele alır. Özellikle Çimpe Kalesi'nin fethi ile Osmanlıların Rumeli'ye geçişi ve bu süreçteki gelişmeler odak noktasındadır. Serinin önceki kitapları (Konak ve Çatı) ile birlikte Osmanlı'nın erken kuruluş yılları anlatılırken, bu kitapta beylikten devlet olma aşamasına geçiş, siyasi ve manevi mücadeleler işlenir. Başlık, "Üçler, Yediler, Kırklar" ifadesiyle tasavvufi ve manevi bir boyuta işaret eder (Türk-İslam kültüründe gayb âlemiyle ilgili ermişler, veliler topluluğu olarak bilinen kavramlar). Romanda Ehli Hak tarikatı müritleri gibi unsurlar ve Osmanlı'yı içten zayıflatmaya çalışan entrikalar da yer alır. Anlatım, karakterlerin ağzından bazı hikâyelerle zenginleştirilmiş, akıcı ve soluksuz bir üsluba sahiptir. Önceki kitaba (Çatı) göre daha duru ve okunaklı bir dil kullanıldığı belirtilir. Kitap, Karesi Beyliği gibi bölgelerde geçen olayları da içerir (örneğin saraydaki üfürükçü ve gözbağcı entrikaları). Tarihi gerçeklere dayalı bir kurguyla, dönemin sosyal, siyasi ve manevi atmosferini yansıtır.
Üçler Yediler KırklarM. Necati Sepetçioğlu · İrfan Yayıncılık · 2006299 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 10. kitabı
Deliler, veliler( ermişler-azizler) ve feylesoflar ciddiyet ve muzipliğin kesiştiği yerdedirler. Kendileri ciddiyetlerini korumaya çalışsa da bazı kişiler onlara A normal muamelesini reva görüler. Bir feylesof ki o güne kadar gelen felsefe tarihini yalamış yutmuş bir şahsiyet, delileri ve deliliği eleştirel gözle okusa ortaya DELİLİĞE ÖVGÜ eseri çıkar. Bu esere giden yol : Erasmus ve Deliliğin ZİLLERİ adlı eserde anlatılıyor. Filozof olmanın püf noktası en başta kendinle dalga geçmektir. En ahmak insan kendini bilge sanan kişidir. Ne diyorduk Kim veli kim deli belli olmaz. Ben de diyorum ki bir filozofun içinde bir deli varsa o kişi filozof olabilir. Çocuk halini de unutmayın. ZİLLERİ TAKTI FELSEFE YAPTI DELİ Mİ NE!
Erasmus ve Deliliğin ZilleriClaude - Henri Rocquet · Metis Yayıncılık · 201654 okunma
Felsefeye Giriş 101
10/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 21:16
“Ben bir insanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” (Montaigne’in tavanına yazdırdığı, Terence’den bir söz) Felsefeyle aram pek yoktur, bu kitabı kütüphanemde bulup bir başlayım dedim ama ilk bölümden itibaren beni hemencecik içine çekti. Bu kitabın bendeki etkilerini yıllar sonra okuyup hatırlamam gerektiğini düşünerek dimağımda kalanları elimden geldiğince yazacağım. Her bölümde bir filozofu tanıtıp onun dönemine ayna tutup, ondan almamız gereken derslerden bahsettiğini söyleyebilirim. İlk bölümde Sokrates ve toplum tarafından kabul görmemesinden bahsediyor. Sokrates’i fiziksel olarak tasvir etmesi çok iyi oldu, çünkü çok eski zamanlarda yaşamış bu filozofları kafamda canlandırmak pek kolay olmuyordu. Kısa boylu, sakallı ve kel olduğunu bilip, yuvarlanıyormuş gibi bir garip yürüdüğünü, pörtlek gözlü, evli ve 3 erkek çocuk sahibi olduğunu, herkesle sohbet etmeye çalışıp sorular sorduğunu öğrenmek, bu kişiye daha fazla sempati duymama sebep oldu, ne acayip:) Sokratesin “sınırlı zekaya sahip ve içinde şüpheler barındıran” bir jüri topluluğu tarafından nasıl idam kararının verildiğini, Sokratesin buna ne kadar soğukkanlı yaklaştığını, çoğunluğun verdiği kararın ondaki özgüveni zedelemediğini, çünkü önemli olanın çoğunluk değil, buna karşı duran insanların ne sebeple/mantıkla muhalefet olduklarını bilmek gerektiğinden bahsediyor. “Önyargıların yok olması ve kıskançlığın azalması için zamana gerek var”(syf,54) diyor. Bize yol göstererek iki hataya düşmememiz gerektiğini öğütlüyor; çevremizdekilerin söylediğini her zaman dinlemek ve hiç dinlememek. Çünkü “toplumsal yaşam, başkalarının bizimle ilgili algıları ile bizim kendi gerçeklik algımız arasındaki uyuşmazlıklarla örülü”. Bu yüzden şu düşünceyi aklımızda tutmamız gerekiyor; “başkaları hatalı olabilir,
Felsefenin TesellisiAlain de Botton · Sel Yayıncılık · 20224,261 okunma