Cam Arılar; bu ayın son ve aynı zamanda en iyi kitabı. 1957’de yazılmış bu metin, insanlığın geleceğine kılavuzluk edebilecek nitelikte olduğu su götürmez bir realite. Bazı eserleri bir türe yerleştirmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum ve okuduğunuz metnin gerçekten her şeyden parçalar, en önemlisi dünyaya dair her türlü görüşü içerdiğinin farkına vardığınız da, kalıplaştırmanın haksızlığı dank eder kafaya. Bu anlatının gücünü arttırmanın yolu sanki biraz elimizde. Tek yapmanız gereken, kitap öncesi Ernst Jünger’in hayat hikâyesini okumanız ve okuduğunuz metnin siyah-beyaz bir filmin -Pleasantville’dan örnek vermiş olabilirim- giderek gözde nasıl renklere büründüğünü görmüş olacaksınız.
Jünger, savaş sonrası bir insanın yaşayabileceği tüm olumsuzlukları ve Dadaizm ruhunu tümden yansıtmış satırlara: anlamsızlık! Savaşın yıkıcılığının getirmiş olduğu yeni yapılaşmalar, değişmiş insan ruhu ve soğuk temas anlatıları kendini bir bir gösteriyor her türlü sosyalizasyon alanında. Kitabın zirvesinin “otomasyon” ve “bürokrasi” olduğunu düşünmek için elde çokça sebebimiz bulunuyor. Bürokrasi denildiğinde, kitaba Max Weber’i dahil etmekle yerinde karar veren, tüm o saçma bürokratik işlemlerin, Weber’in “Demir Kafes” kavramından daha iyi açıklanamazdı! Kafka da bunu bir öyküsünde, Poseidon’ın yer altında kağıt işleriyle uğraşmaktan hayatını yaşamaması şeklinde ele alır. Cam Arılar, teknoloji çağının hep iyi gösterilen yüzünün aslında karanlık taraflarına yönelten, geliştirilmesi gerekenin mimari, teknoloji ve diğer maddi çekicilikler olmadığını, insani değerlerin üstünde durulması anlatılıyor. Gözüm kapalı tavsiye ettiğim, müthiş bir kitap