Duygulara Tercüman -4
1000Kitap’ta ilginç bir doğa olayı gözlemledim efenim. Sadece kadınları takip eden erkek kullanıcılar var. Sadece erkekleri takip eden kadın kullanıcılar da var. Arzunun Evrimi ’ni okuyan bir vatandaş olarak çıkarım yapasım geldi. Acaba farkında olmadan herkes kendi üreme alanını, eş seçimi havuzunu mu oluşturuyor? (1000kitap havuzu)😂 Neticede konu kitaplar olunca insanın aklına yazarlar, türler, okuma zevkleri falan geliyor. Bazılarının aklına ise nedense doğrudan karşı cins geliyor. Tamam bunun üzerine kadınlar olarak çok rahatsız durumlar yaşadık!! Tabii okuma odaklı bir platformda insanların kimi neden takip ettiğini sorgulayınca uzaktan uzağa bazı “özgürlüğümüze karışamazsınız” nidaları da duyacağım biliyorum😅 Karışmıyorum efenim. Sadece belgesel anlatıcısı edasıyla gözlem yapıyorum. Gözlemcilik ve detaycılık 🤦🏻‍♀️ (mesleki deformasyon diyelim) Doğada her canlının kendine özgü davranış biçimleri vardır neticede… 😅
1000Kitap
iş ve eş seçimi..ikisinde de rabbim hayırsız ve kötü olandan bizleri korusun.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Seçim paradoksu
Çok seyahat eden ve değişik lezzetleri dünyanın birçok şehrinden deneyimlemiş bir seyyah olarak söylemeliyim ki; en iyi lokantaların menüsü kalabalık olmayanlardır, en iyi şehirler sade şehirler ve en kaliteli insanlar da sadeliği şiar edinmiş olanlardır. Yazım yine uzun olacak, kısa kes diyenler için, Sadelik en asil zarafettir diyerek konuyu buracıkta özetleyebilirim; lakin bu beylik lafın arkasındaki derin hakikati okumak isteyenlerle kalemin mürekkebi elverdiğince uzun bir hasbihale duracağız. Kapitalizmin kurumsal ve yutturmacalı kalıplarından sıyrılıp fıtrata baktığımızda hiç düşündünüz mü; ansiklopedi gibi kalın menüsü olan o cafcaflı restoranlar neden kısa sürede kapanıyor da, yüz yıllık asırlık işletmeler hep tek bir ürün üzerine sebat edenlerden çıkıyor? Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olan seçim yapabilme iradesinin de fıtri bir limiti, aşılmaması gereken bir optimum noktası vardır. Hatta bazen önünüze hiçbir seçeneğin sunulmaması, seçimsizlik en büyük nimettir; misal, şehrin en iyi dönercisine girdiğinizde önünüze alternatif bir yemeğin konulmaması ve o tek lezzete odaklanmanız, günün en huzurlu anına dönüşebilir. Bizler fani dünyanın haz ve mutluluklarının değil, kalbi bir sekinetin, yani huzurun peşindeyiz ve bu huzur için doğru mizanlarla seçim yapmak şarttır. Önünde onlarca sayfadan oluşan bir menüyle baş başa kalan aç ve sabırsız bir insanın karar vermesi nasıl zor ve ekseriyetle hüsranla sonuçlanan bir süreçse, hayatın bütünü de böyledir; zira insan o kalabalıkta kendi tabağını yerken bile sürekli acaba diğerini mi sipariş verseydim, yoksa karşımdakinin tabağı mı daha iyiydi? vesvesesiyle tahrif olur. Halbuki lezzet, tam bir odaklanma işidir; her hakiki lezzet gibi sevmek de, sadakat de ancak odaklanmakla vücut
Din
Dengi ile evlenmek, nimettir.
1000Kitap
Prehistorik avcı-toplayıcı atalarımızın cinsel ve maddi paylaşımcılığı, romantik bir hippi ütopyası değil, buzul çağı koşullarında hayatta kalmanın tek rasyonel ve pratik yoludur. Seks ve kaynak havuzunun ortaklaşa kullanımı; erkek kısırlığının kabile doğurganlığı üzerindeki ölümcül etkisini yok eder, riski dağıtır ve çocuğa mutlak bir kabile koruması sağlar.[....] Tarım öncesi dönemde mülkiyet, toprak ve miras aktarımı bulunmadığı için, modern erkeğin "bu çocuk benim soyumdan mı?" şeklindeki o yakıcı babalık takıntısı tarih öncesi erkekler için bir anlam ifade etmiyordu. Babalık takıntısı biyolojinin değil, çitlerle çevrilmiş tarım arazisinin ürünüdür. Cinselliğin Şafağı Cacilda Jetha
Alıntı