Darwin'in cinsel seçilim teorisini atmasından sonraki bir yüzyıl boyunca erkek bilim insanları, kadınların cinsellik sürecinde kısmen pasif kaldıkları varsayımına dayanarak bu teoriye şiddetle karşı çıktılar. Kadınların eşlerini aktif olarak seçtikleri ve bu seçimlerin güçlü bir evrimsel güç oluşturduğu varsayımı, bilimsel bir gerçek olmaktan çok bilimsel bir kurgu olarak görüldü. 1970'lerde bilim insanları, hayvan ve böcek dünyasında dişinin seçiminin derin önemini yavaş yavaş kabul etmeye, 1980'ler ve 1990'larda ise kadınların eş seçme ve rekabet etme de izledikleri aktif stratejileri kendi türümüz içinde de belgelemeye başladılar. Ancak yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında bazı inatçı muhalifler, kadınların tek bir ilişki stratejisine sahip, bunun da uzun vadeli bir ilişki yönünde olduğu noktasında ısrar etmeye devam ediyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Evliliğin büyük felaketlerinden kaçınmanın, günlük küçük mutsuzlukları gidermekten daha kolay olduğunu bilselerdi, yaşam ikisi için de çok daha başka olurdu.
Bazı kültürlerde eş seçimi açıkça ailenin hakkı olarak tanımlanır; ancak evlilik hakkında daha romantik görüşleri olan kültürlerde bile çocuk eşini seçmekte tümüyle özgür degildir. Genç adam ailesinden uzaklaşmayı göze aldıgı ve genç bir kadınla ciddi olarak ilgilenmeye başladıgında, her iki tarafın ailesi karar verme sürecinin parçası olur.
Savaşın panzehiri modern diplomatik anlaşmalar veya BM kararları değil; prehistorik atalarımızın sergilediği o kuralsız, mülkiyetsiz Kabileler Arası Sosyoerotik Değiş Tokuşlar (S.E.Ex) pratikleridir. Seks, kabilelerin sınırlarını eriten, yabancıyı "akrabaya ve dosta" dönüştüren muazzam bir evrimsel simyadır. Farklı kabilelerin erkekleri ve kadınları birbirleriyle seviştiklerinde, doğacak çocukların genetik bağı belirsiz ve ortak hale gelir; bu da "öteki kabileye saldırmak kendi çocuğuna veya yeğenine saldırmak demektir" bilincini üreterek savaşı evrimsel düzeyde imkansız kılar. Cinsel tekelcilik ve namus duvarları yükseldiğinde, savaş da kaçınılmaz olarak başlamıştır.
Prehistorik dönemde kabileler arası ilişkiler, tekelci bir düşmanlık ve korku duvarıyla değil; akışkan bir misafirperverlik, hediye teatisi ve cinsel paylaşım (S.E.Ex) ağlarıyla örülmüştü. Farklı gruplar karşılaştığında, birbirlerinin genetik havuzunu zenginleştirmek, izole olmaktan kaynaklanan akraba evliliği (ensest) risklerini yok etmek ve dostluk ittifakları kurmak adına cinsel şölenler düzenlerlerdi. Seks, sadece kabile içi bir yapıştırıcı değil, aynı zamanda kabileler arası barışı ve küresel hominid ağını ayakta tutan en güçlü diplomasi silahıydı. Birbirinin kadınlarıyla ve erkekleriyle cinsel haz paylaşan, doğacak çocukları kolektif birer akraba olarak kodlayan toplulukların birbirine savaş açması psikolojik ve evrimsel olarak imkansızdı.