Bir süre daha içerinin zayıf ışığıyla dalgalanan siluetlere baktı sarı paltolu adam. Bu seyrek kalabalığın hayatta sahip olduğu tek şey olduğunu sanarak gülümsedi. Rüzgârın koyu uğultusu eşliğinde, karlar küçük sinekler gibi cama vuruyordu. Dolunay, belki de içerisini mumlar olmadan bile aydınlatacak büyüklükteydi o gece. Bu buz mavisi gecede, Antarktika’da bir yerlerde, eski, ahşap, rotasını kaybetmiş bir kamaradaydı sarı paltolu adam. Tayfadan hafif gitar sesi eşliğinde mırıldanmalar yükselirken, yüzünü tekrar mum aleviyle parıldayan şişelerden yana döndü. Bir muhabbet kuşunun o neşeli yalnızlığıyla, birasını yudumladı.