eslem nalbant

Elise, yazmadığım yazamadığım, yapmadığım yapamayacağım ve söylemediğim sözler de hissetmediğim anlamına gelmez.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Önlerinde yürüyen o tek ayaklı adam, yanığın veya hastalığın yüzünü baştan aşağı sildiği, yalnız tek ve ıstıraplı bir gözü dışarıda bıraktığı çocuk bile güzeldi”

eslem nalbant

@eslemnalbant
·
Yol, güneşin altında harap evleri, açık kapıları dışarıya sarkmış cumbaları, çamaşır serili balkonlarıyla harap ve bitmeyecek korkusunu verecek kadar uzun bembeyaz aydınlıkta âdeta derisi soyulmuş gibi uzanıyordu (...) “Hasta bir yol...” diye düşündü; bu manasız bir düşünce idi. Fakat işte zihnine ekilmişti. “Hasta bir yol...”, bir nevi cüzzama yakalanmış, onun tarafından iki yana sıralanmış evlerin duvarına kadar yer yer soyulan bir yol...
Alıntı
Yol, güneşin altında harap evleri, açık kapıları dışarıya sarkmış cumbaları, çamaşır serili balkonlarıyla harap ve bitmeyecek korkusunu verecek kadar uzun bembeyaz aydınlıkta âdeta derisi soyulmuş gibi uzanıyordu (...) “Hasta bir yol...” diye düşündü; bu manasız bir düşünce idi. Fakat işte zihnine ekilmişti. “Hasta bir yol...”, bir nevi cüzzama yakalanmış, onun tarafından iki yana sıralanmış evlerin duvarına kadar yer yer soyulan bir yol...
Alıntı
“Fakat İhsan hasta idi, Nuran, onunla dargındı ve gördüğü gazete manşetleri gergin vaziyetten bahsediyorlardı. Sabahtan beri düşünmemeye, zihninin bir tarafına atmaya çalıştığı şeylerin hücumu altında idi” “En korkuncu üçünün birden birleşmesi, içinde acayip, muztarip, muzlim terkiplerini kurmasıydı” “Herkes neşesizdi. Herkes yarını, büyük kıyameti düşünüyordu”
Alıntı
Puan vermedi·356 syf.·
2026 58. kitabı
Berna Moran gibi usta bir eleştirmenden sık sık yararlanmış ve onun düşüncelerini diğer eleştirmenlerle karşılaştırmış kapsamlı ve aslında nitelikli bir iş ortaya çıkarmıştır. “Lüzumsuz Adam” karakterlerini anlattığı kısımda “Ahmet Hamdi Tapınar'a geldiğimizde, "alafranga züppe"den çok, alafranganın kurmuş olduğu hegemonyadan ötürü çaresiz ve dolayısıyla "lüzumsuz" konuma düşmüş karakterlerle karşılaşırız. Sahnenin Dışındakiler'de Muhlis Bey (odasındaki olağanüstü koleksiyonla) bir "haberci" gibidir, ama Huzur'da Mümtaz'ın da bütün yetenekleriyle bir felç ve bir yıkıma doğru gittiğini görürüz. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde Hayri İrdal bir "lüzumsuzluk anıtı" gibidir.” der.. Ben Huzur’u okurken pek çok kısımda kendimi çok sevdiğim bir kitap olan İçimizdeki Şeytan’dan Ömer’le karşılaşmış gibi hissettim. Söylemlerine katılmadığım pek çok nokta olsa da bazı benzetmeleri hoşuma gitti (suç ve ceza ile huzur gibi) bir başka eksende düşünmemi sağladı. Murat Belge kitabın sonuna gelirken Huzur için şu sözlerle kapanış yapıyor: “Dolayısıyla Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unun “başarısız” bir roman olduğu kanısındayım. Çözmek üzere yola çıktığı sorunları çözemeden bitiyor. Öte yandan, Huzur’un “büyük” bir roman olduğu kanısındayım. Bir yazarın göze aldığı başarısızlık da önemli bir etkendir. “Bitmiş bir sanat eseri” olarak ciddi kusurları olsa da, içerdikleri, verdikleri, düşündürdükleriyle son derece dolgun ve doyurucu bir eser. “Büyük bir başarısız roman” dersek çok mu paradoksal oluyor?” Huzur’un başarısız bir roman olduğunu düşünmüyorum. Belki kaçırdığımız nokta Ahmet Hamdi’nin bir yazar olarak vermek istediği kadarını yazdığını kabul etmekte zorlanıyor oluşumuzdur. Bu titizlikte bir insanın bunu tercih etmesi pek muhtemel. 1948’de yayımladığı tefrikanın yetersizliğini
Edebiyat
Step ve BozkırMurat Belge · İletişim Yayınları · 201624 okunma