Allan N. Schore bu kitapta, özellikle 13—17 aylık önemde bebeklere daha önce davrandığımız gibi şefkat, sevgi, kabulle yaklaşmadığımızı, ortalama her 9 dakikada bir çocuğa bir şeyi yasakladığımızı ve hayır, yapma gibi müdahalelerde bulunduğumuzu anlatıyor. Bu müdahalenin çocuğun - ve tabii her birimizin— üzerinde, ömür boyu süren yıkıcı etkilerini ortaya koyuyor detaylarıyla. Ne yaptığımızın bilinç düzeyinde farkında olmasak da çocuğun davranışlarını ona utanma stresi (shame stress) yüklemek yoluyla kontrol ediyoruz. "Utanma stresi", Schore'un ortaya attığı bir kavram. Çocuklukta olduğu gibi yetişkinlikte de psikolojik ve fiziksel birçok sorunumuzun kökeninde bu "utanma stresi" yatıyor.
Bizde utanma stresini başlatan şey, az önce anlattığım, "Hayır", "Yapma" gibi müdahaleler. Henüz yeni yürümeye başlayan bebek, eyleminin onay görmemesini uyarı değil terk edilme olarak algılıyor. (Nitekim bu yaştaki çocuğun, eyleminin neden onay görmediğini anlaması bilişsel olarak imkânsız. Winnicott dahil birçok ismin üzerinde durduğu bir konu bu.) Bir çocuğun en korktuğu şey, bakım veren tarafından terk edilmek. Ebeveynin/bakım verenin ölmesi korkusundan dahi daha baskın çocuğun terk edilme korkusu. Kaş çatılan, sırf bakışlarıyla dahi olsa "Hayır", "Yapma" denilen çocuklarda da anne/ baba/bakımveren ile reel anlamda ayrılan, yani ayrılma kaygısı (separation anxiety)yaşayan ve kotizol ve kortikosteroid seviyesi bir fark gözetmeden, aynı şekilde yükseliyor.
Sorun daha çok, doğuştan, getirdiğimiz özelliklerimizin anormal görülmesi "düzeltilmeye" çalışılması ve içimize uymayan bir dış'a uymaya zorlanmamız. Bu sırada psikolojik, fiziksel, pratik bir takım baskılar görmemiz, manipüle edilmemiz. Çocuğun kendisine ait bir kişilikle dünyaya geldiğini ve bu kişiliğe saygı duymanın onu kötü ölçüsüz umursamaz yapmayacağını anlamamız gerekiyor. Gerçek tam tersi. Çocuğun doğuştan getirdiği kişiliğine ne kadar saygı duyar bu kişileri ne kadar desteklersek çocuk kendine ve dünyaya o kadar saygılı o kadar güçlü hale geliyor
Erteleme ile ilgili daha fazla araştırma ve alanyazın bilgisi beklesem de bunun karşılığını bulabildiğimi söyleyemeyeceğim. Depresyon ve erteleme ilişkisi özellikle vurgulanmış. Ancak ertelemeden ziyade depresyon başlığı ele alınmış, bolca da yazarın özyaşamından anlatımlar yer alıyor. Nihan Kaya'yı ve anlatımını sevdiğim için kitabı severek okudum. Kendisinin de belirttiği gibi okuyucuyla sohbet havası içerisinde yazılmış bir kitap diğer kitaplarında da gördüğümüz gibi.
İç çocuk ve iç anne baba sesi üzerinden erteleme başlığı ele alınmış. İç çocuk ne kadar tüm güçlü olursa eleştirilmekten, beğenilmemekten, korkmaktan kurtulacak sonucunu çıkarıyorum. Ancak kendimden de bildiğim üzere ertelemede en büyük güç mükemmeliyetçilik. Mükemmel okuyup anlayamazsam diye ertelediğim kitaplara, daha en iyi zaman gelmedi diye ertelediğim filmlere farklı bakıyorum. Mükemmeli bekleyerek ertelediğim her şey tıpkı kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım benzetimine dönüyor.
Kötü bir resim de asabilirim, kitabı her yönüyle anlayarak da okuyamayabilirim ama ama hiçbir şey yapmamaktansa bir şey yapmak iyidir