Jack London bu romanında işçi sınıfından bir gencin burjuva kesiminden bir kıza olan aşkı dolayısıyla elit kesime girmek için kendini geliştirmeye çalışmasını konu edinmiş.
Martin bu kızı kazanmak için saatlerce çalışıp çokça kitap okuyor, görgü kurallarını öğreniyor. Sonunda kızı elde ediyor fakat ailesi bu işsiz genci kızlarına layık görmüyor. Martin bu süreçte hikayeler yazıp editörlere gönderiyor. Uykusunu, yazmak için feda ediyor. Fakat ne yazık ki gönderdiği tüm yazıları geri geliyor. Çevresindeki hiç kimse onun okunan bir yazar olacağına inanmıyor ve iş bulması konusunda baskı yapıyor. Kız martinden ayrılıyor. Herkes onu dışlayıp, eziyor. Sonunda ilk kitabı basılıyor ardından devamı geliyor ve Martin şöhret oluyor. Eskiden yüzüne bakmayan insanlar artık evlerine konuk olması için can atıyor. Martin insanların bu muamelesine çok şaşırarak kendine sürekli; ben değişmedim o eserler daha önce de vardı, oysa ben açken bana yemek bile vermeyen insanlar neden şimdi birdenbire sofralarına konuk olmam için can atıyor, diye sorguladı.
İnsanların böyle menfaatçi olmaları çok zoruma gitti. Sevdiği kız bile ona inanıp yanında durmadı ve o başarınca tekrardan yanaşmaya başladı. İnsanoğlu böyledir işte. Bir insan neden o kadar çalışıp hayallerine kavuştuktan sonra intihar eder ki? Çünkü insanların ikiyüzlülüğünü zoruna gitti ve hayatta artık başka bir amacı kalmadı. Büyük bir boşluğa düştü ve dayanamayıp intihar etti..