"Küstüğünde çok geç barışan bir kıza, sence nasıl davranmalı erkek?" .......... .......... .......... .......... Pöff... En zor soruyu sordun, ama cevap kolay: Yanaktan bi' makas, iki tane espri, yarım ağız iltifat, bol miktarda umursamayış... Çözüm odaklı hiçbir kız ya da erkek, yorucu şekilde küsmez..
Eski Başbakan Binali Yıldırım’ın "Ben orada ne dediğini anlamadım. Çevredekiler gülünce ben de nezaket gereği güldüm" açıklaması, aslında siyaset psikolojisi açısından fıkranın kendisinden daha derin bir ifşadır. Kelimeleri duymasanız bile, ait olduğunuz veya o an paylaştığınız o şatafatlı "üst güverte" korosu güldüğünde, refleks olarak o koroya eşlik edersiniz. Çünkü o salondaki kolektif konfor ve "nezaket", aşağıda (salda) o fıkranın öznesi olan insanların haysiyetinden çok daha önceliklidir. Muhafazakar siyasi elit, ne kadar "halkın bağrından çıktık" dese de, geleneksel sermayenin o steril alanına kabul edildiğinde, oranın kurallarına ve esprilerine uyum sağlamak için o "ahlaki anesteziye" (Schadenfreude moduna) anında dahil olur. Şimdi fıkranın kendisine bakalım: Modern tıbbın, batılı rasyonalizmin ve muazzam bir sermayenin sembolü olan bir hastane açılışında, milyarder bir iş insanı kürsüye çıkıyor ve Kürt kadınını "doktorun perdenin arkasına geç soyun" komutunu anlamayan, cinselliği veya tıbbi prosedürü ilkel bir algıyla tersyüz eden komik bir figür olarak anlatıyor. Bu fıkra, egemen elitlerin taşraya ve azınlıklara bakışındaki o "Medenileştirici Misyon" kibrinin en çıplak halidir. Onların gözünde o kadın, hakları olan eşit bir vatandaş değil; modern dünyanın kurallarını bilmeyen, dolayısıyla üst güvertede viski kadehleri tokuşturulurken araya serpiştirilecek bir "eğlence/fıkra" nesnesidir. Gündüz meydanlarda kutuplaşma tiyatrosu oynayanlar, akşam lüks bir hastane açılışında yan yana oturur. Biri Kürt kadını üzerinden çiğ bir espri yapar, diğeri ise "nezaketen" ona eşlik eder. Bayraklar, isimler, bakanlar, başbakanlar değişir; ama elitlerin aşağıdakileri araçsallaştırma, küçümseme ve onların üzerinden kendi iktidarlarını tahkim etme refleksi 200 yıldır milim
Sosyoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aklıma espri geldi hemen yapmam lazım.
Eskisini ver yenisini al yapılabilen tek akraba hangisidir? Dünür 🤣🤣🤣🤣🤣
Gaddar Orman
Gaddar Orman - 2 Harika bir kitap önerisi ile geldim. Yazın tatilde çocuklarınıza alabilir gönül rahatlığı ile okutabilirsiniz. -🌸GADDAR ORMAN🌸 -Gaddar Orman, şehir hayatından kaçıp doğaya sığınan Ted ve Nancy adlı iki tilki kardeşin aşırı komik ve çılgın macerasını anlatıyor. Beklenmedik Kaos: Kardeşler ormanın sakin ve huzurlu olacağını sanırken, karşılarına son derece çılgın, huysuz ve komik hayvanlar çıkıyor. Bol Kahkaha: İçerisinde bolca absürt espri, çizgi roman tarzı eğlenceli çizimler ve hareketli bir tempo var. Okumayı çok eğlenceli hale getiriyor. Güzel Mesajlar: Eğlendirirken bir yandan da arkadaşlık, dayanışma ve birbirini kollama gibi değerleri işliyor. Alttaki o ciddi ve karanlık klasiklerin aksine; tamamen enerji, neşe ve kahkaha dolu, bir çırpıda okunacak çıtır çerez bir kitap!
Düşünce
Bir toplumun demokratik olgunluğu, farklı kimliklere,aidiyetlere gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürtleri hedef alan kalıp yargıları espri kisvesi altında normalleştirmek, birlikte yaşama kültürüne zarar verir. Eleştiri ve mizah özgürdür fakat sorumluluk da gerektirir.
Kurdî
VÂRİDÂT: NOKTALAMALAR..
Ünlü haftalık haber dergisi NOKTA... 1 Nisan 1990 tarihli sayısı... Kapağında benim portrem; içinde benimle ve Ak-Doğuş’u çıkaranlarla yapılan mülakat... Ben şöyle demişim de bir kayma olmuş, kesintilerden dolayı şurası müphem kalmış da burası bilmem ne olmuş, konuşma dili yazı diline geçirilirken biraz öyle olmuş da filân yeri böyle olmuş... Bütün bunların tashihi bir yana, aynen veriyorum: “Demokrasi bir teamül rejimidir... 3. Dünya ülkelerinde demokrasi olmuyor, olmaz da... Çünkü demokrasiyi doğuran şartlar vardır. Meselâ dünyanın hiçbir yerinde Batı’daki kadar fert hürriyeti karşısında bu kadar tedirginlik yoktur. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde de insanlar Batı’daki kadar çile çekmemiştir... (...) Ama hiçbir rejim de kendisini yıkıcı hiçbir şeye müsaade etmez... Ölçü budur...” Bu cümleler, Ak-Doğuş adlı bir İslâmî grubun “Kumandanı” Salih Mirzabeyoğlu’na ait. Kanunî bir yayın organına da sahip olan Ak-Doğuş’cular, şeriat düzenini getirmek için silâhlı mücadele gerektiği fikrini savunuyorlar. Ve komutanları Mirzabeyoğlu da, Nokta’nın “Seçim yoluyla demokratik kanallardan geçerek iktidara gelmek mümkün değil mi?” sorusuna yukarıdaki cevabı veriyor... Hafta içinde yapılan bir dizi operasyon sonucu silâhlı sağ terör ve şeriat örgütleri, kamuoyunun odak noktası hâline gelmişti. Bu hafta Nokta’nın kapak sayfalarında yer alan Ak-Doğuş grubu da, Şeriat düzenini getirmek için silâhlı mücadelenin şart olduğunu vurguluyorlar ama şimdilik hiçbir silâhlı eyleme karışmadıklarını söylüyorlar. Mirzabeyoğlu ve grubun liderlerinin görüşlerine sayfalarımızda yer verirken “gizli bir terör örgütünü ortaya çıkarmak veya afişe etmek” mantığıyla hareket etmedik. Amacımız, İslâmî devleti silâhlı mücadele yoluyla kurmaktan başka bir çare görmeyen bir grubun düşünce tarzını, bakış
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu