Aşkı söyle aşkı iste aşkı oku aşkı bil
Aşkı gûş ol aşkı pûş ol aşkı nüş ol aşk-hâr
Tâ ki aşk olsun vücûdun sende benlik kalmasın
Çünki benlik kalmaz oldun ayn-i aşk u hûşyâr
Mutasavvıflarla bir arada olan, bu hâle inanma hususunda onlardan istifade eder. Zira sûfiler öyle bir topluluktur ki onlarla içli dışlı olanlar asla bedbaht olmaz.
Kesin olarak anladım ki Allah'a giden yolda yürüyenler özellikle sûfilerdir. Yaşantıları en güzel, yolları en doğru, ahlâkları da en temiz olan onlardır. Hatta onların yaşantıları ve ahlâklarında en ufak bir değişiklik yapmak ve daha güzeliyle değiştirmek için akıl sahiplerinin aklı, hikmet ehlinin hikmeti ve şeriatın sırlarına vakıf olan âlimlerin ilmi bir araya gelse yine de bunu başaramazlar. Çünkü süfilerin gerek zâhir ve gerekse bâtınlarındaki hareket ve sükûnları, nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yeryüzünde peygamberliğin nurunun ötesinde kendisiyle aydınlanacak başka bir nur yoktur.
Kendi durumumu gözden geçirdim. Baktım ki pek çok dünyevî alakanın içine dalmışım ve bunlar beni her yönden kuşatmışlar. Ardından amellerimi gözden geçirdim ki, bunlar içinde en güzeli ders vermek ve ilim öğretmekti. Bunlarda bile, âhiret yolunda önemsiz ve faydasız olan ilimlere yönelmiştim. Daha sonra ders vermedeki niyetimi düşündüm. Niyetim hâlisane ve Allah rızası için değildi; aksine beni ders vermeye iten sebep ve harekete geçiren şey makam arzusu ve şöhretimin yayılması idi. Dolayısıyla yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarında bulunduğumu kesinlikle anladım. Eğer durumumu hemen düzeltmeye girişmezsem cehennem ateşine yuvarlanmak üzereydim.