Esra T

8/10
·294 syf.··
Beğendi
·
2019 154. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2019 18:45
W. Faulkner’ın okuduğum ilk eseriydi. Bitirdiğimde neden bu kadar geç kaldığıma üzüldüm doğrusu. İlk bölümün ağır gidişatının sonlara doğru gürültüyle, ‘öfkeyle’ devam etmesi leziz bir okuma keyfi sundu. Başlangıçta ses vardı. Compson ailesi ve yakınlarının hayatını, doğarken adını dayısı Maury’den alan Benjamin’in düşüncelerinden okuyoruz. Annesi tarafından adının kısaltılmasının bile uğursuzluk getireceği söylenen, bu ailenin en masum sesi, Benjy, bize aklından geçenleri zamana takılmaksızın anlattı. Bizim kültürümüzde varolan ismin ağır gelmesi durumunun yabancı bir kültürde olması bana ilginç gelen detaylardan biriydi. Karmaşık anlatım biçimi zaman zaman zorlayıcı olsa da, sakin ve sessiz ortamlarda içinden çıkılmayacak kadar zor olduğunu da düşünmüyorum. Sonraki bölümde zaman vardı. Zamanı simgeleyen baba hediyesi bir saat. Saatini kıran Quentin’in zamanla mücadelesini okuyoruz. Sürekli yürürken hatırlıyorum onu. Elinde iki ütü. Temiz ve titiz bir karakter ve sonu da titizlikle planlanmış olmalı diyorum. Kafamda oturttuğum imajı Benjy kadar kafası karışık olmasa da ‘hastalıklı’ diyebilirim. Sonra öfke vardı. Jason’ın öfkesi. Ayrımcılığa uğramış hissediyor kendini ve yine kendisi evde çalıştırdığı kişilere ırkçılık yapıyordu. Onlara beslediği kin uğradığı haksızlıkların bir neticesi diyemeyiz elbette ama o kendisini her durumda haklı sayıyordu. Yaptıklarıyla her konuda ve konumda bir hinlik, hainlik resmediyor. Geri kalan her şey detaydı ve detaylar aslında romanı çözmemizi sağlayabilecek önemli bilgiler içeriyordu. Caddy’nin dramatik yaşamı, Dilsey’in çaresiz gözyaşları ve sobaya atılmış iki tiyatro biletinin iç titreten yanık kokusu... Herkes okusun diyebileceğim bir roman değil. Herkese hitap edebilecek bir eser olduğunu düşünmüyorum. Sıkı bir kitap
Edebiyat
Ses ve ÖfkeWilliam Faulkner · Yapı Kredi Yayınları · 20263,109 okunma
Reklam
Puan vermedi·306 syf.··
Beğendi
·
2019 138. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2019 12:16
Özellikle yazarların ve yazar adaylarının okuması gerektiğini düşündüğüm bu eser, bizi Atay’ın düşünce dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. Önemsediği yazarlar, düşünce akımları, halktan kopmadan ve tepeden bakmadan yaptığı analizlerle birlikte yazdığı ve yazmak istediği eserler için aldığı notlar oldukça dikkat çekici. Oğuz Atay okurları için olduğu kadar, onu hiç okumamış kişiler için de faydalı bir eser olacağı kanaatindeyim.
Edebiyat
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
10/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2019 137. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2019 18:28
Yazarının dediği gibi bu risale bir ilmihal kitabı değil, bir fikir kitabı. Her müslüman okuyup ilham almalı, kendi fikirleriyle haccını bereketlendirmeli. Ali Şeriati’nin okuduğum ilk kitabıydı. Dilini ve fikrini çok beğendim. Gelenekten kopmadan geleceğe bir mektup bırakmış. Ruhuna rahmet.
Din
HacAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 20111,638 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2019 131. kitabı
Çoktandır okumak isteyip hep ertelediğim bir eserdi. Hayır şaheser. Peki nedir şaheser? Ne yapayım anne. Boynuma ilmeklerini geçirip beni babamın asıldığı ağaca astılar. Cesedimi seyrettiler. Pornografik bir durum bu. Bir yazarın şöhret kazanması onun özel hayatının kamu malı yapılması için yeterli mi? Kestiler diyor, incir ağacını. Tutunacağım dallar vardı, her biri bir insan taşıyabilecek kadar güçlü dalları vardı. Çocukluğumdu. Babamdı. Mahremiyetini kaybeden Hüsrev’in sancıları o kadar sahici ki bitirene kadar kitap elimden düşmedi. Deliliğini kendi yalnızlığında geçirmekten başka isteği kalmayana dek, yorulana dek konuşması o kadar ben ki. Yazdığı kaderi olur mu insanın? Benim oldu. Hüsrev’in oldu. Çoğumuzun oluyor. Yerimizi bilmiyoruz diye mi? Belki. Belki sadece kaderin ördüğü ağda arabanın çarpma süresince nerede oyalandığımızı işin içine katmadan, sadece suçlayarak yaşıyoruzdur. Hüsrev suçlamıyor. O düşünme hastalığına yakalanmış ve ona göre bütün düşüncelerin teması ölümle kıymetlenmedikten sonra anlamsız. Yazdığını yaşamak Hüsrev’in dostunu düşmanını bilmesini sağlıyor ve bu da deliliğin doruklarına ulaşmasına vesile oluyor. Annenin, Mansur’un Hüsrev’den daha çok delirmesi de mümkündü ama kimimiz diğerine göre daha hassasız işte. Kırılganlığımızdan güç alıyor, edebi olarak yoğuruyor, insanların zihnine kolaylıkla zerk edebiliyoruz. Beni neden doğurdun diye annesine yüklenen kahramanımız yer yer af da diliyor. Onunkisi hepten bir kopuş olmuyor hiç. Duygularını uçlarda yaşasa da değer yargıları tokat atmasına, aynayı kıracakken durmasına neden olabiliyor. Hüsrev’in gazete patronuna verdiği ayarlar bugün herkes paparazzi olduğundan anlamını yitirdiği için belki bazılarına sıradan gelebilir ama dönemine göre bence oldukça isyankar. Babıali’ye gönderme
Edebiyat
Bir Adam YaratmakNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202011,6bin okunma