İçimi korkuyla karışık bir sevinç kapladı. Rahman'ın ayetlerinin uyarıcılığı karşısında korkmuş, bir taraftan da üzülmüştüm. Nice ezanlar okunur da nicelerinin yüreği hiç ürpermez, kalbi titremez. Esselatü hayrun minennevm ilahi ikazını duyar da gaflet uykusundan uyanmaz. Ah, ahh! Keşke bilseydik.
Oğlum, ezan okunduğunu duyduğun vakit bulunduğun yer müsait ise dur ve ezanı dinle. Müezzinin peşinden söylediklerini söyle. Yalnız Hayye alessalah ve Hayye alei felah dediği vakit: "Maşallahu kane ve ma lem yeş'e lem yekûn lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyül'azim de. Sabah ezanında "Essalatü hayrün minennevm dediği vakit, Sadakta ve bererte ve bilhakkı natakta" dersin. Böylece hem sözün ve hem de işinle, yani namazı kılmakla ezana icabet etmiş olursun. Ezan okunurken Hz. Aişe (r.a.) hemen elindeki işi bırakıp saygı ile ezanı dinlerdi.
Kendisine niçin böyle yaptığını soranlara: "Ezan okunurken çalışmanın noksanlık olduğunu Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bana söylemişti, onun için dinlerim" dedi.
"İşte, nitekim o tatlı, o lahuti ses, muhiti sıcak bir ana şefkatiyle, kucaklamağa başladı..
Esselatü hayrün minennevm! Esselatü hayrün minennevm!
Namaz uykudan hayırlıdır! Namaz uykudan hayırlıdır... "