Günahkar Adem’in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden,gerçekleşmemiş hayallerinin hevesinigerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşmamak nasıl aşka teşvik ederse vuslat da günü geldiğinde unutmaya azmettirir.
Ben içerde kendi karanlığıma mahpustum ama dışarıda da hayat ışıltıyla parlamıyordu. Etrafımı örümcek ağı gibi saran cinnet ve cinayet festivalinde nefes alamıyordum. Koca bir dünyayı değiştiremeyeceğim aşikardı; fakat, “Herkes kendi kalbinin tortusunu süpürse, belki o zaman” deyip, kendi dünyamı değiştirmeye bile çalışmamıştım. Kahraman olmak istediğim yoktu. Ne yaparsam yapayım, bu dünyayı anonim bir kambur gibi terk edeceğimin gayet farkındaydım.
Her ölüm dünyada bir çatlak açar-bir boşluk bırakıp öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini.