Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini, hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi, gülmece yeteneğini, "humuor" denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde.
Yaşlılar –yani doğru dürüst bir biçimde yaşlananlar demek istiyorum– huzursuzluklarının ve mutsuzluklarının başlıca kaynağı olan benliklerinden sıyrılmaya başlarlar zamanla. Onların asıl ilgi alanı kendileri değil, başkalarıdır artık. Kişisel duygularını bir yana bırakıp; yeni, ilginç ve heyecan verici bir yanı zaten kalmayan, kendi özel yaşamlarını değil, çevrelerindekilerin yaşamını düşünmeye başlarlar. Aynalara çok ender bakarlar; aynalara bakarken de kendi yüzlerini değil, başkalarının yüzlerini görürler. Kendi dertlerine değil, başkalarının dertlerine çare bulmak için uğraşırlar. Kişisel mutluluk gibi pespaye bir amacı gütmekten vazgeçerler.
Daha iyi bir geçmiş için ümidi yitirmek etkili bir öneridir. Daha önce de pek çok kişiye yardımı dokundu, keza bana da öyle. Ama bugün, burada "Sen buna yaratıcı ve beklenmedik bir boyut kazandırdın. Ümidini yitirmedin, bunun yerine kendine yeni bir geçmiş yazdın."
Babasının gölgesinde yaşayan çocuklar asla büyüyemezler. Babasına muhtaç olanlar hiçbir zaman özgür olamazlar. Babalarının merhametine sığınan oğulların yaşamaya hakları yoktur.
Çünkü hayatımda en büyük kötülüğü sana yaptım. Hem de hiç istemediğim halde… Ne yazık ki bunu başardım. Başarılarımın en utanç verici olanı, en acımasız olanı…