Bir Yazar Bir Kitap
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5 * Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5 * duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6 * Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6 * "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7 * "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
HEP KİTAP
_Sık ve çok gülmek, zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmak, dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek, güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki en iyiyi bulabilmek, sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi duruma getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek, bir tek yaşamın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat soluk almış olduğunu bilmek. İşte "başarmış olmak" budur. _İnsanın gözü de en az dili kadar konuşur, hatta göz dili dünyanın her yerinde sözlüğe başvurmaya gerek kalmadan anlaşıldığı için daha avantajlıdır. Gözler başka, dil başka söylerse, tecrübeli birisi gözlere inanır. _Hiç tanımadığımız birisiyle daha açık ve daha rahat konuşuruz her şeyi. Çünkü onlar bizi yadırgamazlar, hesap sormazlar, kırmazlar. Oysa bizi tanıyanlardan saklarız kendimizi, birkaç kelimemizi. Biliriz ki konuştukça söylediğimiz her şey, günü geldikçe aleyhimizde delil olarak kullanılacaktır. _Beni eleştirmek ve yüceltmek isteyenlerin, benden daha yüksek olmaları gerekir. _Yamyamların tanrısı bir yamyam. Savaşçıların tanrısı bir savaşçı. Tüccarların tanrısı da bir tüccar olacaktır. _Güzelliği sevmek bir zevk meselesidir; onu yaratmak ise bir sanat. Davranış, güzel sanatların en incesidir. _Erdemin tek ödülü yine erdemdir. İyi yapılmış bir işin ödülü, onu yapmış olmaktır. _Dış görünüşün, senin ne olduğunu o kadar yüksek sesle haykırıyor ki, ne dediğini duyamıyorum. _İdealler, yıldızlara benzer. Onlara ulaşamazsınız ama size yol gösterirler. Yüksek bir amaca bağlanın. _Gelişen insan, edebiyatta -bütün masallarda ve bütün tarihte- ne kadar derin bir varlığı olduğunu keşfeder. İlk keşişleri ve münzevileri, denizleri ya da çağları aşmadan gördüm. Evrensel akla
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nefret Tuzaktır - Neden Ben
Nefret tuzaktır Yoğun bir kötülüğe maruz kalmış insanlar, travmayı sağlıklı şekilde çözümleyememişlerse, zulmedene ve zulme maruz kalmış olmaya saplanıp kalırlar; travmanın yaşattığı acizliğe, bu acizliği yaşatan zalime nefret duyarak, nefretin tuzağına düşerler. Nefret tam bir tuzaktır. Nefretin tuzağı; insanın kendini nefret ettiği hasmına çok sıkı şekilde bağlamasıdır. Nefrette, nefret edilen nesneyle bağı korumak için yoğun bir istek vardır. Çünkü nefretin özündeki şey, 'kabul beklenen ve bu beklentiyi hüsrana uğratması kaçınılmaz olan, sevilen ve gereksinim duyulan nesneye karşı' duyulan histir. Kişinin hayatta yaşadığı travmalar, musibetler ontolojik bir yaralanmaya sebebiyet verir. Kişi ontolojik olarak dünyada kendilerine özgü gereksinimleri ve bütünlüğü, yani hakları olan bir varlık olarak yaşadığını hissetme duygusunda bir zedelenme hisseder. Her ontolojik yaralanma insanda çaresizlik duygusu uyandırır. Bu çaresizlik de, yine, bir ontolojik duruşu ifade eder. İşte bu hissedilen zayıflığın ve çaresizliğin nereye oturtulacağı hususu, nefret duyup duymamayı, nefret edip etmeme de travmanın etkisini belirler. Çaresizlik hali ve çaresizlik hissi, bir zayıflık olarak, özellikle de kişiliğin bir yetersizliği olarak kabul görmüşse, kişi çaresizlikten ve zayıflıktan nefret eder. Bu nefret çaresizliğin nedeni olan zalime ve zulme yönelerek mağdurun zulmedenle marazi, bağımlı bir bağlantıyı sürdürmesi neticesini doğurur. Çaresizlik hissi iktidarı ele geçirerek, hükmederek, hükmetmek için de daha kuvvetli olmaya çalışarak giderilmeye çalışılır. Bu yoldan giden her kurum ve birey ise insana ve gelişimine şiddet uygular. Çaresizlik halini insanlık hallerinden biri yani insanın bir ontolojik gerçekliği, Mutlak Varlık karşısındaki konumu olarak görebilen kişi ise
Sayfa 74 - Kapı Yayınları 1.baskı
İnsan ve Duygular
Nefret Tuzaktır (Ahiret İyileştirir)
Yoğun bir kötülüğe maruz kalmış insanlar, travmayı sağlıklı şekilde çözümleyememişlerse, zulmedene ve zulme maruz kalmış olmaya saplanıp kalırlar; travmanın yaşattığı acizliğe, bu acizliği yaşatan zalime nefret duyarak, nefretin tuzağına düşerler. Nefret tam bir tuzaktır. Nefretin tuzağı; insanın kendini nefret ettiği hasmına çok sıkı şekilde bağlamasıdır. Nefrette, nefret edilen nesneyle bağı korumak için yoğun bir istek vardır. Çünkü nefretin özündeki şey, 'kabul beklenen ve bu beklentiyi hüsrana uğratması kaçınılmaz olan, sevilen ve gereksinim duyulan nesneye karşı' duyulan histir. Kişinin hayatta yaşadığı travmalar, musibetler ontolojik bir yaralanmaya sebebiyet verir. Kişi ontolojik olarak dünyada kendilerine özgü gereksinimleri ve bütünlüğü, yani hakları olan bir varlık olarak yaşadığını hissetme duygusunda bir zedelenme hisseder. Her ontolojik yaralanma insanda çaresizlik duygusu uyandırır. Bu çaresizlik de, yine, bir ontolojik duruşu ifade eder. İşte bu hissedilen zayıflığın ve çaresizliğin nereye oturtulacağı hususu, nefret duyup duymamayı, nefret edip etmeme de travmanın etkisini belirler. Çaresizlik hali ve çaresizlik hissi, bir zayıflık olarak, özellikle de kişiliğin bir yetersizliği olarak kabul görmüşse, kişi çaresizlikten ve zayıflıktan nefret eder. Bu nefret çaresizliğin nedeni olan zalime ve zulme yönelerek mağdurun zulmedenle marazi, bağımlı bir bağlantıyı sürdürmesi neticesini doğurur. Çaresizlik hissi iktidarı ele geçirerek, hükmederek, hükmetmek için de daha kuvvetli olmaya çalışarak giderilmeye çalışılır. Bu yoldan giden her kurum ve birey ise insana ve gelişimine şiddet uygular. Çaresizlik halini insanlık hallerinden biri yani insanın bir ontolojik gerçekliği, Mutlak Varlık karşısındaki konumu olarak görebilen kişi ise çaresizliği ile
Sayfa 74 - Kapı Yayınları 1.baskı
Hayat