Puan vermedi·372 syf.··
2023 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2023 21:53
"Belki de sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir." Kitabı bitirip, arka kapağındakini bu yazıyı okuduğunuzda, 372 sayfalık bu sarsıcı maceranın sonunda iç içe geçmiş kurgu-yalan-gerçek-hayal-rüya keşmekeşi üzerinden yaşadığınız kafa karışıklığınız, algı karmaşasıyla dumur oluşunuz ve romanın size yaşattığı envai çeşit hissiyat belki de hafızanızdan hiç silinmeyecek… Stephen King‘in de belirttiği gibi: “Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli… Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak harika sözcüğü özetleyebilir.” Agota Kristof adını ilk kez Haruki Murakami‘nin Rüzgarın Şarkısını Dinle kitabının sonundaki sunuş yazısında yazarlık serüveninin nasıl başladığından bahsederken okuyup not almış, ama burada özellikle bahsi geçen Büyük Defter‘in de dahil olduğu üçlemeyi okumayı yıllardır ertelemiştim, ta ki bu zamana kadar… Murakami bu sunuş yazısında “Karmaşık, bilgece bir şeyler yazmaya çalışmayı bırak” der, kendisine. “Roman ve edebiyat hakkındaki tüm yerleşik düşüncelerini unutup duygu ve düşüncelerini sana geldiği haliyle kaydet, özgürce, canın nasıl istiyorsa öyle.” Sonra da, romanını İngilizce yazmaya başlar. Fakat, sadece basit ve kısa cümleler yazabilmektedir. Dil sade olmalıdır, düşünceler anlaşılması kolay bir şekilde ifade edilmelidir, betimlemeler konu dışı
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
OSMANLIYI YIKAN ADAM
5/10
·136 syf.··
2021 156. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2021 11:01
NERDEN ÇIKTI BU İSRAİL? Filistin, dünyanın kalbi gibidir. Onun için de tarih boyunca pingpong topu gibi el değiştirmiş ve neredeyse 400 yıllık Osmanlı hakimiyeti dışında rahat yüzü görmemiş. Osmanlı’dan sonraki zulüm ve kargaşanın adı İsrail olmuş. Peki bu İsrail fitnesi, kalbimize nasıl girmiş? Bunu anlamak için biraz gerilere gitmemiz gerekiyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde Filistin’deki Yahudi nüfusunun hızla artması üzerine 2. Abdülhamid Han, iftiraların tam aksine toprak satışını yasaklayarak ufukta gördüğü tehlikeye engel olmaya çalıştı. Nitekim Theodor Herzl’in, “Filistin’de küçük bir toprak karşılığında Osmanlı’nın bütün borçlarını ödemeyi” teklif etmesi üzerine Abdülhamid Han, “Bu yerlerin her karışı için şehit verilmiştir. Filistin’e ancak cesetlerimiz üzerinden girilebilir” diyerek huzurundan kovmuştur. Hatta bu hain teklifi püskürtmekle de kalmamış; stratejik toprakları satın alarak hazine-i hassa denilen hususi servetine katmıştır. Bu satırları yazdığımız günlerde bir açıklama yapan 4. kuşak torunu Orhan Osmanoğlu’nun, “Dedem sadece Filistin’de değil, Gazze ve Kudüs etrafındaki bütün stratejik toprakları Halep’in kuzeyini, El Bab’ı da satın aldı. Musul ve Kerkük’ün tapusu da hâlâ dedemin üzerinde” açıklaması medyaya yansıdı. YAHUDİLER OSMANLI SARAYINDA... Parayla toprak alamayan Siyonistler, 50 yıllık bir Osmanlı’yı imha ve İsrail’i inşa planı hazırladı. Çünkü iyi biliyorlardı ki, Osmanlı olduğu sürece, devlet kursalar bile ayakta kalamazdı. Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren İttihatçıların ilk işi hazine-i hassa topraklarını devletleştirmek ve Filistin’e Yahudi iskânına izin vermek oldu. Çünkü Yahudi desteği sayesinde iktidar olmuşlardı. Sultan Abdülhamid’e tahttan indirildiğini tebliğ eden Yahudi banker Emanuel Karasu idi. Abdülhamid
Ağlamak
Theodor HerzlBurhan Karaca · 20196 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·750 syf.··
Beğendi
·
2020 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2020 19:01
Andrew Mango'nun bu eserini, Atatürk'ün hayatıyla ilgili en başarılı biyografilerden biri olarak duymuştum. Ben bir 'en' belirleyecek kadar biyografi okumadım ama oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Bunda baş etken yazarın son derece objektif yaklaşımıdır. Kitabin her yerinde yazarın bir bilim insanı yaklaşımıyla konuyu ele aldığını görebiliyoruz. Buna ek olarak tabiki kendi yorumları ve analizleri de vardır. Ben yazarın bu yorum ve analizlerini beğendim; büyük ölçüde de kendisine katıldım okurken. Atatürk'le ilgili özellikle yabancı birinin bakış açısını okumak istiyorsanız direkt bu kitabı tercih edebilirsiniz diyebilirim. Kitaba gelecek olursak yazar, girişte Osmanlı Devlet ve toplumunun halini ortaya koyarak başlamış. Bunu özet şeklinde yapmıştır. Burada özellikle gayrimüslim ve Müslüman halkın durumlarının karşılaştırılması önemlidir. Devletin Batıdaki gelişmeleri takip etmemesi, kendi içinde bilimsel ve felsefi gelişim saglamamasi, giderek dinin devlet üzerindeki etkisinin artması, bu iki halkın ekonomideki ve sosyal hayattaki konumları gibi nedenlerden dolayı gayri müslim halkın özellikle ekonomik ve kültürel durumu Müslümanlardan daha iyi bir hale gelmiştir. Bunlarla birlikte dünyaya hükmeden bir imparatorluk ve dünyanın en üst kültürel gücü olmaktan üst üste yenilgiler alan hasta adam haline geliş ve kültürde, fende ve her türlü gelişimde geri kalmış hale gelmenin ezikliginin de etkisiyle Müslüman halkta devletin son zamanlarinda, gayrimuslimlere karşı düşmanlık duyguları artmaya başlıyor. Gayrimuslimlerin bir kısmı özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde rahat bir yaşamları vardır; daha kirsaldaki azınlıklar ise Fransız devriminden yayılan milliyetcilik akimlariyla ve Osmanlının içinde ikinci sınıf vatandaş olmak istememeleri, reform vaatlerinin de etkili
Tarih
Atatürk: Modern Türkiye'nin KurucusuAndrew Mango · Remzi Kitabevi · 2004821 okunma
9/10
·244 syf.·
2018 24. kitabı
Öncelikle arkadaşlar bu incelemeyi bir pedagog bir öğretmen veya bir eğitimci edasıyla yazmadığımı belirtmek isterim. Kaleme alırken bir sosyolog ve 20 yıl bu eğitim sisteminin içinde olan bir fert olarak kaleme aldım. Elimden geldiğince bilimselliğe girmemeye sadece kendi alanımın noktalarına değinmeye çalışacağım. Önce kitap hakkında sonrada şahsımın eğitim sistemine dair fikirlerini ifade edeceğim. KİTABA DAİR Söz konusu olan kitabımız “ Zorunlu Eğitime Hayır “ bir annenin kızına karşı hissettiği sorumluluk gereği eğitim sisteminin onun şahsi özgürlüğünü engelleyeceği kaygısıyla kızını okula göndermemesi ile başlıyor. Aslında kitabın yazılma sebebi birilerine bir şey anlatma kaygısı da değil kitap kızına ithaf edilerek yazılmış kızına karşı hissettiği sorumluluk sebebiyle kızına bir açıklama ifadesi. Ne kadar da aciz bi davranış değil mi günümüz yetişkinleri çocuklarına hiçbir açıklama yapmazken bu kadın Catherine Baker kitap yazmış bildiğiniz. Olay örgüsü 1980 dönemindeki eğitim şartlarında geçerken aslında o dönem ki Fransanın sahip olduğu eğitim şartlarına günümüz Türkiyem hala sahip değil. Ne gibi mi? Misal zorunlu eğitim var lakin okulda zorunlu eğitim diye bi kaygısı yok Fransanın. Ebeveynler isterlerse çocuklarını evde veya sivil toplum örgütlerinin kurduğu eğitim kurumlarında eğitimlerine olanak verebiliyor. Peki bu annemizin sorunu ne? Catherine Baker karşı çıktığı her türlü yetişkin ve çocuk ayrımını ortadan kaldırıp aynı noktada yetişkinlerin otoritesi altındaki eğitim sistemini eleştiriyor. Anne baba eksenindeki ev eğitimini de doğru bulmuyor çünkü aslında toplumun ilk otorite figürünün ebeveynler olduğu noktasını vurguluyor. Burada bir diğer nokta ise çocukların robotlaşması ve öğretmen kisvesi altındaki eğitimciler tarafından yönlendirilmelerisi
Eğitim
Zorunlu Eğitime HayırCatherine Baker · Ayrıntı Yayınları · 2013196 okunma
10/10
·334 syf.··
Beğendi
·
2018 8. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2018 23:48
İlk başta benim de merak ettiğim gibi sizlerde merak ediyorsunuz kesin bu kitabı. Spoiler içerir bunu belirtmem gerekir ama geleceğin Gazap Üzümleri olacak bir kitaptan bahsedeceğim. İnanın geleceğin klasikleri arasına girecektir 30- 40 sene sonra da bu kitap okunacaktır. Kitabın ismini ilk defa Sabitfikir Degisi ismiyle gördüm. Sonrasında da zaten dilden dile dolaştı ve yılın en iyi kitabı olarak Sabitfikir de seçildi. Bu sadece Türkiye’de değil. 2017 Pulitzer , Arthur C. Clark ve 2016 Amerikan Ulusal Kitap ödülü de aldı. Bu kadar ödül alan kitap kesinlikle kötü kitap değildir diyerek okumaya başladım. Öncelikle söz etmem gereken bir konu da çeviri… Siren Yayınlarına bu güzel çeviri ve baskı için çok çok çok teşekkürler edilmeli. Kitap ırkçılığı ele almış. İlk cümleden başladım konuyu açmaya. Zencilerle, beyazların savaşını ele alıyor. Köle ticareti ile başlıyor kitap. Başlarda biraz yavaş ilerliyor belki biraz sıkıyor ama ilerledikçe kendi içine çeken yazarın da diliyle sizi sarmalıyor. ABD’nin kuruluş yıllarına götürüyor sizi. Zencilere yapılan eziyet, vahşet, zulüm tek tek gözler önüne serilircesine anlatılmış. ABD’nin ilk yıllarında gerçekten yaşanan o zulüm sizi şaşkına çevirebilir. Klan, klan ayrılan zencilerin içinden Cora isimli bir kızın kaçış hikayesine dönüşüyor eser. Kaçan da var ama kovalayan gece bekçileri var. Bir anda macera kitabına dönüşüyor elinizden bırakamıyorsunuz işte bundan sonra da daha da çekiyor sizi kitap. Bir anda bir bilim kurguya dönüşüyor. İnsanları deney olarak kullanıyor sanan bir olayın içine düşünüyor. Zencilerin kanını alarak onların bazı vasıflarını kullanmak üstün bir ırk yaratımına değiniyor. Kitap Hırsızı – Markus Zuzak okuduysanız mutlaka bu kitabı okurken canlanacak. Çünkü zencileri evinde saklayan onlara hoşgörü ile
Siyaset
Yeraltı DemiryoluColson Whitehead · Siren Yayınları · 20171,253 okunma
9/10
·189 syf.··
2017 29. kitabı
Bu Kitabı Çalın - Murat Gülsoy Ara ara İstanbul'u ziyaret ediyorum. Genelde bulamadığım kitaplar için de sahafları dolaşmayı seviyorum. Yine hep gittiğim Aslıhan Pasajı'na uğruyorum. Murat Gülsoy'un elimde olmayan tüm kitaplarını tek tek soruyorum. Sadece birinde okunabilir bir kopyasını buluyorum, almıyorum. Topluca almak isteğimi tek kitapla törpülemek istemiyorum. Kafama takıyorum. Çünkü bir hafta öncesinde Murat Gülsoy imzalı "İstanbul'da Bir Merhamet Haftası"nı bitirmişim. Gülsoy'un yazdığı her şeyi okumak istiyorum. Ancak İstanbul bir haftada merhamet etmiyor. Konu bu değil, geliyorum sadede. Son dönemlerde ciddi anlamda kafa yorduğum yeni nesil Türk öykücüler arasında orta yaş seviyesinde kaliteli bir yazarı bulmanın heyecanıyla ve sağa sola kitapları bulmak için saldırmanın neticesinde, dolasıyla beklentilerimi de yükseltiyorum. Kitapları ediniyorum. Bu sefer de okuma isteğim kayboluyor. Hep böyle olur. Elde edene kadar heyecanlanırsınız, elinizin altında kalırsa yüzüne bakmazsınız. Bir kaç sefer elime geçiyor bu kitap, bakıyorum yine koyuyorum. Yine açıyorum günün birinde ve bırakamıyorum. Çok uzattım ama zaten yazmanın da bir uzatma hali olduğunu anlıyorum. Düşüncelerinizi aktarırken ya kestirmeden gidip kesik gibi vuracaksınız bıçağı ya da dolandırıp akıl karıştırıp vereceksiniz mesajı. Ben mesaj da veremiyorum kesik de atamıyorum. Bu noktada Gülsoy giriyor devreye. Diyor ki yazmak kadar yazma üzerine kafa yormak gerekiyor. Kaygılanmadan fakat ölçülü biçimde yazıyorum, kısık ateşte samimileştiğini anladığımda çekiyorum yazıyı ocaktan. Altını kısıyorum. İçeri geçip servis etmem gerekiyor ama ben kitap eleştirisine geçiyorum onun yerine. sonunda. Yazmak üzerine kafa yormak ile ilgili bir öykü kitabı bu. Çıkış noktası herhangi bir madde olabilir, herhangi bir
Bu Kitabı ÇalınMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2021913 okunma