Kahramanımız, 16. yüzyılda İtalya’da bir dağ köyünde yaşamış ihtiyar bir değirmencidir. Kilise öğretilerine, eğitimsiz ancak akılcı bilinciyle karşı çıkar. Buna karşın, otorite sahibi Kilise ve daha da zararlısı olan alkışçıları tarafından hürriyeti elinden alınır; sorgulanır ve gördüğü eziyetler neticesinde gücü elinde tutanların duymak istediklerini söylemek zorunda kalır.
Kahramanımız; insanın, nihayetinde tabiatın bir meyvesi olan organizma olduğunu ve tekrar tabiata döneceğini, asıl olanın erdemli yaşamak olduğunu, tüm insanların eşit olduğunu savunur. Ayrıca, farklı milletlerin farklı dinî görüşlere sahip olmasından hareketle mutlak doğru bir görüşün olamayacağını ileri sürer. Tabiat Ana’yı tanrı olarak kabul etmekle birlikte, alışılagelmiş Kilise öğretilerinin din adamları tarafından buyurulduğunu ifade eder.
Menocchio’nun fikirleri, Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatmaktadır: “Evet, ben bilirim ki insan dinsiz olmaz. Fakat Türk’ün dini tabiattır. Bunu size münevversiniz (aydınsınız) diye söylüyorum.”
Talihsizliği ise şudur: Düşüncelerini açtığı kişiler, kendisi gibi aydın görüşlü değil; bilinci körelmiş kimselerdir.