Bir süre ölüler dünyasında dolaştı. Onun için her baktığı şey ölüydü. İnsanlar, hayvanlar, otlar, ağaçlar, böcekler, her şey, her şey ölüydü. Her şeye, her güzel şeye, her çirkin şeye, her canlıya acryarak bakıyordu. Tek başına büyük, sonsuz bir mezarlikta dolaşı yordu hep. Hiç bir şeyi kıskanmiyor, hiç bir şeye kızmıyor, sevin miyor, gülmüyordu. Çünkü her şey ölüydü.
Uzun yıllar sonra karşısına ak sakallı, uzun bıyıklı, güzel gözlü bir piri fani. bir Alevi Dedesi çıktı. Ona söyledi ki, her şey ne kadar Ölümse o kadar yaşamdır. Bu tek yönlü olamaz. Ve Dede kızdı, onu aşağıladı:
Sen kötü bakıyorsun dünyaya,» dedi. «Hayır, sana kötü bakıyorsun demeyim. Kötü bakıyorsun demek yanlış. Tek yönlü bakıyor sun. Baksana, ölümden daha güçlü olan yaşamadır. Yaşam yoksa, hiç bir şey olmayacak. Yaşam olduğu için ölüm de vardır. Her şe yin, tekmil evrenin başı yaşamdır. Sürüp giden ölüm değil, yaşam dır. Ters bakıyorsun Bey, tam tersinden bakıyorsun dünyaya. Ben aldanıyorsam da böyle aldanma öteki türlü aldanmadan iyidir. Çün kü ölümü de var eden hayattır.»