Özüne Dön
Eski bir kapı açıldı gönlümde, İçinde eski bir ben oturur. Yıllar geçti, yollar bitti, Ruhum yine Hakk'a yürür. Ten dediğin bir gölgedir, Güneş döner, gölge gider. Ruh Hakk'ın bir nefesidir, O ölmez, aslına gider. Bana dediler: "Derdin söyle." Söyledim, döndüler geri. Dert ehline sır görünür, Anlamaz her gelen biri. Mal da senin, mülk de senin, Neyin var ki övünürsün? Ruhunu pula satarsan Hangi yüzle görünürsün? Kapat gözün, aç gönlünü, Ara Hakk'ı öz içinde. Bir damla aşk düşse kalbe, Derya olur söz içinde. Anadır ilk dua eden, Evlat için gece gündüz. Bir Fâtiha saklar bağrında, Rahmet olur sessizce yüz.
Şiir
#𝙕𝙐𝙈𝙀𝙍_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗 #Allah evlat edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. Fakat O, evlat edinmekten de, her türlü noksanlıktan da yücedir. O, her şeyi kudretine boyun eğdiren tek bir Allah’tır. 4 #Tefsir: 📖 📖 Allah Teâlâ’nın yaratıklarla ilişkisi -hâşâ- “baba-evlat” ilişkisi değil, “Hâlık-mahluk, Rab-kul, ulûhiyet-ubûdiyet” ilişkisidir. Dolayısıyla bütün varlıkları kudretine boyun eğdiren ve tek olan Allah, çocuk edinmekten pak ve yücedir. Çocuk olması için eş olması gerekir. Oysa Allah eşi olmaktan sonsuz derecede uzaktır. Evlat ihtiyacı noksanlığın ve acizliğin alametidir. Cenâb-ı Hak bütün noksan sıfatlardan beridir. Faraza çocuk edinmek isteseydi bile yerdeki insanlar ve diğer yaratıklara gelinceye kadar göklerdeki meleklerden veya başka ulvî varlıklardan edinirdi. Fakat O’nun için böyle bir şey söz konusu değildir. .
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sistem hep aynı kapıya çıkıyor. Gücü elinde tutan yapı, kendi elitini ve kendi "Nepo Baby" (torpilli evlat) ağını yaratıyor.
Sosyoloji
İnsanlık tarihi boyunca coğrafya, rejim, ideoloji ya da gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin değişmeyen en eski, en evrensel kural belki de budur: Güç ve kaynak kimin elindeyse, o gücün etrafındakiler bir şekilde o kaynaktan beslenir. Bizim kültürümüz bunu "Bal tutan parmağını yalar" diye çok net özetlemiş; İngilizler benzer bir mantıkla "Ateşe yakın olan, ateşten ısınır" der. İsimler, kılıflar, ülkeler değişiyor ama o "parmak yalama" iştahı ve mekanizması hiç değişmiyor. Aradaki tek fark, bu işin hangi kılıfla yapıldığı: Bizim gibi coğrafyalarda süreç biraz daha doğrudan, aile içi ortaklıklar, hızlı ihale süreçleri ya da gemicilik gibi doğrudan ticari yatırımlarla yürüyor. Her şey daha göz önünde ve "bizim çocuk işini biliyor" mantığıyla ilerliyor. Batı’da ise bu iş bir sanata, devasa bir illüzyona dönüştürülmüş durumda. Doğrudan nakit vermiyorlar; onun yerine "lobicilik faaliyetleri", "X vakfına yapılan uluslararası bağışlar", "saati 500 bin dolarlık konferans konuşmaları" ya da "yönetim kurulu danışmanlıkları" gibi tamamen yasal çerçeveye oturtulmuş, kılıfı önceden dikilmiş yöntemler kullanıyorlar. Yani günün sonunda, ister Washington’daki lüks bir lobicilik firması olsun, ister Brüksel’deki bir AP bürokratının paravan vakfı, isterse bizdeki bir aile şirketi... Sistem hep aynı kapıya çıkıyor. Gücü elinde tutan yapı, kendi elitini ve kendi "Nepo Baby" (torpilli evlat) ağını yaratıyor. Aslında küresel sistemin makyajını kazıyınca altından çıkan bu çıplak insan doğası ve güç rasyonalitesi çok iyi görünüyor. Dünya ne kadar "modernleşirse" modernleşsin, o balın başında duranın iştahı hep baki kalıyor.
Sosyoloji
Işıklı yol..
Şehrin en güzel sokağıydı orası. Akşam olunca iki sıra hâlindeki lambalar aynı anda yanar, kaldırımların üzerine altın sarısı bir ışık dökülürdü. İnsanlar fotoğraf çekinmek için gelir, çocuklar bisiklet sürer, sevgililer el ele yürürdü. Herkes o sokağa “Işıklı Yol” diyordu. Kimse bilmiyordu… Bazı yollar ışıkla değil, üzerinde bırakılan insanlar yüzünden aydınlık görünürdü. ⸻ O adam her akşam saat sekizi beş geçe aynı banka oturuyordu. Kış… Yaz… Yağmur… Kar… Hiç fark etmiyordu. Elinde eski bir saat, cebinde katlanmaktan kenarları yıpranmış bir mektup vardı. Ne telefon çıkarıyordu cebinden… Ne de bir kitap. Sadece yolu izliyordu. Sanki birini bekliyordu. İnsanlar onu yıllardır görüyordu ama kimse yanına gidip “Kimi bekliyorsunuz?” diye sormuyordu.
Duygular
Salih Bir Evlat Mirası
Bir fidan aşılanır, sevgi dolu öz ile, Evlat dile gelirmiş, haktan gelen söz ile. En güzel miras ona, mal mülk değil dünyada, Doğruluğu öğretmek, nur saçan bir yüz ile. Yüreğine nakşet ki Allah’ın sevdiğini, Bilsin helal lokmayı, bilsin hak yediğini. Büyüğe saygı duymak, küçüğe şefkat vermek, Güzelleştirir elbet kulun her dediğini. Anne baba aynadır, çocuk bakar izinden, Hayır dualar dökülsün, eksilmesin dilinden. Secdeyle tanışırsa o küçük, temiz yürek, Kötülük uzak kalır, tutar dinin elinden. Yarınların umudu, salih bir evlat olsun, Öyle bir ahlak ver ki, kalbi huzurla dolsun. Rabbine kul olanın, yolu her daim açık, İki cihanda birden, yüzü hep akça kalsın...✍🏻 ©EMİRHAN ARSLAN
Şiir