"Yaralar iyileşir Damla ama içinde hep izi kalır . Hayat ne olursa olsun gerçekten yaşamaya değer. "
Herkese Merhaba
Kalemini çok sevdiğim yazarın 3 kitaptan oluşan "Şans Serisi' ikinci kitabıyla sizlerleyim.
Kitabın ana teması aşk mı vefa mı daha önemli sorularına cevap arıyor . Karakterlerin yaşadıklarını, değişimlerini okurken bir nevi kişisel gelişim tadını alıyorsunuz . Betimlemeler öyle yerindeki ilk sayfadan son sayfaya kadar onlarla aynı duyguları hissettim.
Damla ve Sait lisedeyken birbirine aşık olurlar. Damla'nın babası baskıcı yapısından dolayı arkadaşlıklarına izin vermez. Gizli saklı aşklarını yaşarlar. Sait, Damla'dan uzak kalmamak için üniversite tercihini bile aynı şehire yapar . Üniversitenin ikinci sınıfa geldiklerinde Damla'nın babası amcaoğlu ile evlendirmek isteyince kaçmaya karar verirler.
Damla ve Sait geçen zamanda okullarını bitirir, çalışmaya başlarlar . Mutlu giden evlilikleri vardır .
Herşey güzel giderken Sait , Damla'yı sözleri ve davranışları ile incitmeye başlar . Damla sabreder , herşeyin eskisi gibi olacağını düşünür ama Sait onu evden kovar. Damla ailesinin evine döner ve Sait'in pişman olacağını düşünürken boşanma kağıdı gelir.
Damla, boşanma sonrası acısıyla savaşırken ailesi kızlarını anlamaya çalışmak yerine görücü usulü evlendirmeye çalışırlar . Nihayetinde doktor damat bulmuşlar kaçırırlar mı?
Damla , Baran'la önce evlenmek istemez ama duyduğu bir söz sonrası evliliği kabul eder.
Damla ve Baran ikisi de aşktan yaralıdır , tek istedikleri saygının olduğu huzurlu bir aile hayatıdır. Baran'ın sabrı, kayınvalidesinin desteği ile birbirine zamanla alışırlar. Herşey yoluna girecek derken 3 yıl sonra gelen bir telefon tüm dengeleri sarsar.
Damla şimdi arafta , aşk acısını dindirmek için sevgiye tutunması lazım ve bunun için
Bu kitabı okuduğumda ana karakterde kendimi gördüm. Onun hayalperestliğini, yaşadığı aşkı ve sevgiyi kendi içinde büyütmesini, bununla ilgili hayaller kurup içinden belli bir umut beslemesini hissettim. Belki hayal kurarken dışarıdan bakınca aptalca, saçma ve anlamsız görünebilecek ama insanı yine de bir şekilde mutlu eden bir yanı vardı bu durumun. Fakat bir yandan da o hayalin gerçekleşmemesinden doğabilecek acı ve üzüntü de çok derindi.
Geceleri kurulan hayaller, zihinde sürekli canlandırılan o sahneler, sonrasında gerçeğin yüzüne çarpmasıyla oluşan acı gerçekten çok sarsıcı. Ana karakterimiz günün sonunda yine yalnızlığıyla baş başa kaldığını hissediyor çünkü aşık olduğu kadın başkasına gitmişti. Kim bilir neler yaşadı, neler hissetti… Belki onun adına mutlu olmuştu ya da en azından mutlu olduğunu düşünmek istemişti. Ama günün sonunda yine kendi hayallerine dönüyor, gerçek hayatla yüzleşip acı ve düşünceler içinde gecelerini geçiriyordu.
Yine bu kitapla birlikte Dostoyevski’nin Yufka Yürekli adlı eserinde de benzer bir düşünce yapısı dikkatimi çekti. Vasya dediğimiz karakterin ne kadar alçakgönüllü, kibar ve naif biri olduğunu görüyoruz. Adı üstünde “yufka yürekli” oluşu, onu sürekli başkalarının yanında mahcup hissettiren bir özelliğe dönüşüyor. Kendisine verilen küçük bir görevi bile aşırı büyütüyor, kendine gereğinden fazla sorumluluk yüklüyor.
Oysa ona görev veren kişi bile bu işi o kadar da önemli görmüyor. Yazıların zamanında teslim edilmemesi gibi durumlar belki işveren için büyük bir sorun bile değilken, Vasya bunu sanki büyük bir başarısızlıkmış gibi içselleştiriyor. Ona güvenin sarsılacağını düşünüp derin bir rahatsızlık yaşıyor.
Aynı şekilde sevdiği kadına karşı da benzer bir düşünce içinde. Kadın onu seviyor ve onunla evlenmek istiyor ama Vasya, fakir
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,1bin okunma
Çocukluğu sevgisizlikle büyüyen, aile içi şiddet ve baskıların gölgesinde derin psikolojik travmalar alan bir adam: Yusuf. Bursadan İstanbula gelip eski bir ev kiralayarak yeni bir başlangıç yapar. Zorlu hayatındaki tek dayanağı hep yanında olan, birlikte yaşadığı can yoldaşı Hüseyindir. İki arkadaş kiraladıkları evi temizlerken eski çekyatın altında bir defter bulur. Bu, evin yakın zamanda vefat eden sahibi Hikmete ait bir günlüktür.
Yusuf sayfaları çevirdikçe Hikmetin dünyasına çekilir; o da tıpkı kendisi gibi baskıcı bir babayla büyümüş, anne sevgisinden mahrum kalmış yaralı biridir. Günlükte Hikmetin gençlik yıllarında yeşil gözlü Hayriyeye sevdalandığı ancak korkuları ve aile baskısı yüzünden bu aşkın yarım kaldığı yazmaktadır. Hikmet daha sonra Esma ile evlense de ömrü boyunca bunun pişmanlığını yaşamıştır. Yusuf, Hikmetin bu yarım kalan hikâyesini tamamlamayı ve emaneti sahibine ulaştırmayı tek amacı haline getirir. Ancak günlüğü okudukça kendi yaşamıyla günlükteki olaylar birbirine karışmaya başlar.
Bu süreçte karşı apartmanda, küçük oğluyla yaşayan Yeşime karşı içinde saplantılı bir ilgi büyütür. Ona sığınmak, evlenmek ister ancak bu ısrarcı tavrı Yeşimi korkutur ve kadın onu kesin bir dille reddeder. Reddedilmek, Yusufun içindeki yalnızlığı iyice tetikler.
Hikâyenin sonunda ise şaşırtıcı bir gerçek gün yüzüne çıkar: Yusufun kitap boyunca konuştuğu, güvendiği en yakın arkadaşı Hüseyin aslında gerçek değildir; yalnızlığının zihninde yarattığı şizofrenik bir sanrıdır. Yusuf başka bir adamın geçmişini tamir etmeye çalışırken aslında kendi zihninin derinliklerindeki ağır akıl oyunlarıyla ve "hiçliğiyle" o metruk odada tamamen yalnız kalır. Kitabın finalindeki o çaresizlik ve beklemediğim son içimi gerçekten çok acıttı.
Gölgede KalanAyten Yağmur · İkinci Adam Yayınları · 2025112 okunma
Sophie, hayatının en kötü gününde tanıştığı gizemli Max’le beklenmedik bir anlaşma yapar. Max’in işi, evlenmek üzere olan ama aslında yanlış kişiyle birlikte olan insanları son anda durdurmaktır. Birlikte başkalarının aşk hikâyelerini altüst ederken, kendi kalplerinin kontrolünü kaybetmeye başlarlar.
Kaçan gelinler, yarım kalan düğünler, bol kahkaha ve yavaş yavaş filizlenen bir aşk…
“Bazen mutlu son, masalın yazdığı yerde değil; tüm planlar bozulduğunda başlar.”
Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #türkklasikleriserisi nin beşinci kitabı olan #şairevlenmesi ni okuduk. Şair Evlenmesi ilk Türkçe oyun olarak kabul ediliyor, bu yüzden de Türk tiyatro edebiyatının öncüsü sayılıyor. İlk oyun okumama böylesi güzel bir başlangıç yaptığım için çok mutluyum.
Oyunda şair Müştak Bey sevgilisi ile evlenmek için dönemin koşullarında arabuluculardan kendilerini evlendirmelerini istemek durumunda kalıyor. Her şey ayarlanıyor, nikah kıyılıyor ama görücü usulü olduğu için eşini ancak nikahtan sonra görmesi gerekiyor. Karşısına sevgilisi değil, onun yaşlı ablası çıkınca cümbüş başlıyor. Konuya dahil olan mahalle halkının hal ve hareketleri, konuşmaları, ileri gelenlerin ettiği sözlere kayıtsız şartsız inanmaları hiç yabancı değil. Hele imam efendi hiç değil. İmamlığı tartışılır ama laf cambazı olduğu kesin "İmam böyle yaparsa, neyyyse" dediğim doğrudur. Kısacık oyunda anlatılan, eleştirilen herşeyi çok sevdim.
Sonrasında: milleti dilsizlikten kurtaran, edebiyat sevgisi ve bir siyasi düşünce veren, zulümden nefret ettiren, zalimleri: yılandan korkunç, akrepten iğrenç, cellattan merhametsiz tanıtan, edep ve zekanın canlı örneği olarak algılanan Şinasi'nin hayatının son günleri anlatılmış. Bu da gülerek başladığım okumaya, buruk veda etmemi sağladı. Okuyunuz efendim.
Şair Evlenmesiİbrahim Şinasi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202520,4bin okunma
Kitabın ilk bölümlerini okurken ne okuduğumu sorgulayıp dehşete düştüm açıkcası.
Tüm kötülüklerin (gasp,tecavüz,hırsızlık,şiddet vb.) serbest olduğu bir distopya da geçen romanda ilk bölümlerde başrol Alex ve çetesinin + benzer başka çetelerin hiç pişman olmadan,zevk alarak yaptıkları tüm kötülükleri konu alıyor.
İkinci bölümde ise çetesinde ki kardeşlerine liderlik yapmak istediği için ve haksız yere liderliğinden,kardeşlerine uyguladığı şiddetler yüzünden kardeşlerinin planladığı ihanetin,intikamın üzerine hapse girmesi,sonrasında hapiste tekrar bir cinayet işlemesi üzerine hükümetin yeni tedavisi olan kötülülerin 15 gün içinde iyileştirilmesinin ve topluma kazandırılmasının ilk kobayı oluyor.Hükümet zorla,işkenceyle,kendi iradesi dışında iyi bir insan olarak Alexi topluma kazındırdığına inanıyor.Zaten kitabın tüm mesaj burada barınıyor.Bir insanın elinden tüm seçim şansını alsak ve bu sayede iyiliği seçmiş olsa gerçekten özünde iyi bir insan olmuş olur mu? Yoksa iyi bir insanı iyi yapan onun kötülüğü seçme imkanı varken elinin tersiyle itmesi mi? Başka bir seçenek yoksa yapılan iyilik zorunluluk olmaktan başka nedir ki? İnsanı insan yapan onun kendi iradesi ile seçim şansına sahip olmasıdır aslında, ya bu iradeyi de çekip alırsak?Kısacası Alex otomatikleştirilmiş bir portakal oluyor.
Üçüncü bölümde ise tedavi sonrası artık hiç kötülük yapamayan Alex dışarı çıkınca eskiden kötülük yaptığı insanlar ondan intikam alıyorlar,şiddet uygulayıp eziyet ediyorlar bunlardan kurtulup muhalefetin eline düşen Alex onların da ihanetimsi yöntemiyle eski haline geri dönüyor.(Kitapta iki yüzlü siyasete de değiniyor).Tekrardan çete kuruyor,kötülüklerine devam ediyor ta ki eski çetesinden kardeşinin birini evlenmiş mutlu olduğunu görene kadar.Sonra kendisi de evlenmek çocuk sahibi
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma