Gerçek insan, kendi iç dünyasına nüfuz edebilen kişidir,"kozmik" insandır, o büyük, uçsuz bucaksız evren ile bağlantılarını keşfedebilecek kadar kendi iç dünyasına inen kişidir.
Ve ben bir kristalim, onun içinde çözülüyorum. Beni sınırlandıran o parlatılmış taşların eriyerek uzaklaştığını hissediyorum. Kayboluyor, eriyorum onun kucağında. Gittikçe ufalıyorum. Aynı zamanda büyüyor, engine doğru genişliyorum. Çünkü o, kendisi değil, evren. Ve bir an için ben ve sandalye bir vücut haline geldik. Antik Ev’in girişinde gördüğümüz büyüleyici tebessümlü yaşlı kadın, Yeşil Duvar’ın gerisindeki vahşi orman, kara topraktaki gümüşi yıkıntılar ve uzaklarda, çok uzaklarda çarpan bir kapı; bütün bunlar benim içimde, benimle birlikteydiler, kalp atışımı dinliyor ve hızla akıp gidiyorlardı...