🧓İnsanın simasında iki mühür parlıyor 🧑‍🦳Birleşmiş Milletler yayınlarına göre dünyada halen 8.000.000.000 (sekiz milyar)dan fazla insan yaşamaktadır. Son bir yılda yaklaşık 70.000.000 (yetmiş milyon) doğum gerçekleşmiştir. Ölümlerin sayısı ise 32.000.000 (otuz iki milyon)dur. Her yıl nüfus 38.000.000 (otuz sekiz milyon) çoğalmaktadır. 🥀Adem Aleyhisselâm'dan bu yana yaratılmış insan sayısını hayal etmek bile zor. Asıl düşünmemiz gereken her insanın yüzü yaklaşık 30 cm2 bir alan kaplamaktadır. Bu alan içinde Allah herkese aynı organları takmıştır. 🧑‍🦳Herkeste iki göz, iki kulak, iki delikli bir burun vardır. 🧑‍🦳Bizler insanları yüzdeki bu dar alandaki organlarla birbirinden ayırırız 🧑‍🦳. Her bir insan birbirinden çok uzaklarda kimi Alaska'da, kimisi Afrika'nın geçit vermez ormanlarında, kimisi Himalayaların yamaçlarında, kimisi Ekvator bölgesinin kızgın sıcağında, kimisi siyahî, başkası kızılderili, kimisi tarihin evvelinde binlerce yıl öncesinde, kimisi daha dün belki bugün dünyaya gözünü açtı. Daracık simasında aynı organları taşıyor. 🧑‍🦳Bu kadar geniş alanda, muhtelif zamanlarda, farklı diyarlarda, başka başka toplumlar içinde doğduğu halde hep aynı organlardan oluşan bu simalarda hiçbir şeyin unutulmadığını binlerce senedir insanoğlu görüyor. 🧑‍🦳Tarihin geniş zaman dilimi içinde yaratılmış bu insanların hepsinin aynı organlardan oluşturulan simalarının birbirine benzemesi "vahidiyet" sıfatıyla hepsini bir anda gören, bilen, ilmiyle organları aynı işi görmek üzere düzenleyen ilmi, kudreti nihayetsiz olan Allah'tan başka kimin eseri olabilir? 🧑‍🦳 Her insanın simasında apaçık Allah'ın "vahidiyet" mührünü görüp okuyoruz. 🧑‍🦳Bütün bu benzerliklerin yanında her insanın daracık simasında onu diğerlerinden ayıran, Ahmet ile Hasan'ı, Ayşe ile Fatma'yı fark edip tanımamızı
Duygu ve Düşünce
Bir aslan avını avlayıp onun iç organlarını yediğinde ona kötü demeyiz; "Doğası bu ve bunu yaptı." deriz. Bugün evrim, artık herkesin kabul ettiği, bilimsel kanıtlarla desteklenmiş bir gerçek. Kısacası hayvandık ve şu an düşünebilen bir hayvanız. Ama düşünebiliyor olmamız, iyilik ve kötülük kavramını kendi kalıplarımıza sığdırabileceğimiz anlamına veya mutlak doğru olduğu anlamına gelmiyor. Gelişmiş ve bizden çok daha zeki uzaylı bir medeniyet için iyilik ve kötülük çoktan aşılmış, apt*lca bir konu olabilir. Onlar için belki de sadece nedenler ve sonuçlar vardır. İyilik ve kötülükse hiç bilmedikleri, anlam veremedikleri bir şey bile olabilir. İyiliği ve kötülüğü var eden şey dinler değildir veya toplumun ahlak kuralları da değildir. İyilik ve kötülüğü var eden şey insan vicdanıdır. Ne gariptir ki vicdan da bir duygudur ve bu duygu yalnızca insana aittir. Eğer vicdan yalnızca bir duyguysa ve insana aitse, o hâlde iyilik ve kötülük kavramı evrensel midir? Hayır, değildir; çünkü yalnızca insana ait olan bir kavramın nesnel bir geçerliliği yoktur.
Alıntı

Mehmet Çağımnı

@Mehmetcagimni
·
“Vicdan azabı, yakalandıktan sonra hissedilen o geç kalmış pişmanlıktır. Eğer kimse görmeseydi, o ‘korkunç’ dediğiniz şeyi tekrar yapmaktan bir an bile tereddüt etmezdiniz. Sizi ahlaklı tutan şey vicdanınız değil, toplumun o yargılayan gözleridir. Benimse vicdan umurumda değilken, yargılayan gözlerin ne olduğuna dair hiçbir fikrim olmayacak kadar veyahut fark edemeyeceğim kadar var olmayan küçücük hayalet bir kavramdan ibaret.” Şu an olsa ne yaptıysam, yaptıklarımın aynısını tekrar yapardım. Ben buyum; ya ahlak kurallarını kabullendiğiniz gibi de beni de böyle kabulleneceksiniz ya da ahlaki pusulayı başka hiçbir yerde geçerliliği olmayan, insan uydurması olarak gören birini, kabullendiğiniz ahlaki pusulanın içine sokmayacaksınız. Ben sizin kalıplarınızla doğmadım, kalıplarınızla yaşamayacak, kalıplarınızla da ölmeyeceğim. Bu kalıplar konulurken bana sorulmadı. Uymak zorunda da değilim. İsteyen başkaldırı anlasın, isteyen anarşistlik olarak görsün; ne tuhaftır ki bu konuda da ne düşündüğünüz zerre umurumda değil. 😂🤷🏻‍♂️ Siz benim için endişelenmeyin. Ben kurnaz ve zeki bir insanım. Sisteme kabullenmiş gibi görünürüm ama sistem her sırtını döndüğünde sırtına bir pençe daha atarım. (Mehmet Çağımnı)
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Trajik Evrim
insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi çok fazla bilinçlendik. doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız
Antinatalizm
Aynen kanka küçükken çok güler yüzlüymüşüm evrim değil devrim geçirmişim sjgdsjdg
HER DAĞIN GÖLGESİ DENİZE DÜŞER
Her Dağın Gölgesi Deniz'e Düşer, Evrim Alataş'ın kişisel olanla toplumsal olanı ustalıkla iç içe geçirdiği, hafıza, aidiyet ve kayıp üzerine güçlü bir romanıdır. Hikâye, bir köyün ve bir ailenin dönüşümünü anlatırken Türkiye'nin yakın tarihine de tanıklık eder. Alataş, acıyı romantikleştirmeden, gündelik hayatın içinden süzülen ayrıntılarla aktarır; böylece okuru yalnızca bir hikâyeye değil, unutulmaya direnen bir belleğe de ortak eder.
Edebiyat
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün kontrol toplumu olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi ya da jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik, deterministik ve termodinamik
Felsefe