Kur'an'ın, sınırlı insan bilgisiyle çelişmesi durumunda büyük bir kafa karışıklığı ortaya çıkmaması gerekir. Hatırlayın, Tanrı, resmin tamama hakimdir, biz ise sadece bir piksele, bir parçacığa hakimiz. 1950'lere kadar Einstein da dahil bütün bilim insanları, kainatın ezeli olduğuna inanıyorlardı; bütün veriler de bunu destekliyordu ve bu inanç, Kur'an ile çelişiyordu. Kainatın bir başlangıcının olduğu Kur'an'da açıkça ifade ediliyor. Yüksek teknolojili teleskoplar aracılığıyla yapılan yeni gözlemler neticesinde fizikçiler 'kararlı hal' (ezeli kainat) modelini bırakarak Büyük Patlama Modeli'ne (başlangıcı olan bir kainat, muhtemelen 13.7 milyar yıl önce) geçiş yaptılar. Yani bilim, Kur'an ile aynı görüşe gelmiş oldu. Aynı şey Kur'an'ın Güneş hakkında ifade ettikleri için de oldu. Kur'an'da güneşin bir yörünge üzerinde olduğu ifade ediliyor, gökbilimciler buna katılmıyorlardı ve güneşin sabit olduğunu söylüyorlardı. Bu, Kur'an ile bilim insanlarının gözlemleri arasındaki en açık çelişkilerden biri idi. Gelgelelim Hubble teles-kopunun keşfinden sonra gökbilimcileri vardıkları sonuçları gözden geçirdiler ve Güneş'in Samanyolu galaksisi etrafında yörünge üzere hareket olduğunu keşfettiler.
(... Gelgelelim bütün bunlar Kur'an'ın bir bilim kitabı olduğu anlamına da gelmez. Kur'an bir ayetler/işaretler kitabıdır.
Ayetlerin asıl gayesi tabiatı göstererek fizikötesi bir gücü ve hikmeti açığa çıkarmak, göstermektir. Bu gayeyi gerçekleştirmek için bilimsel detayları izah etmeye lüzum yoktur.
Eğer bilimsel sonuçlar ile Kur'an'daki ifadelerin uzlaşması mümkün görünmüyor ise, vahyi reddedip, o günün bilimsel gerçeğini kabul etmek zorunda değilsiniz. Diğer yandan, bilim de reddedilmemelidir.
(...bilimsel anlamda vardığımız sonuçları ve ulaştığımız delilleri salt gerçek ilan ederek
“Sevilmemiş şeyleri seven çocuklar yetiştirelim.
Karahindibaları, solucanları, örümcek yavrularını.
Gülün dikene ihtiyacı olduğunu
hisseden ve güneşe doğru döndükleri gibi yağmurlu günlere de koşan çocuklar..
Ki büyüdüklerinde ve konuşamayanlar adına konuşmak gerektiğinde o vahşi bağdan, o inceliklere meylettikleri günlerden güç alarak sesi olmayanların sesi olabilsinler.”
|| Nicolette Sowder
Evrim eşitlik değil, farklılık üzerine kuruludur. Her insan diğerlerinden az da olsa farklı bir genetik kod taşır ve doğumundan itibaren farklı çevresel etkilere maruz kalır. Bu durum, insanların hayatta kalmaya farklı şekilde etki eden farklı özellikler geliştirmelerini sağlar.
Biyoloji bilimine göre insanlar “yaratılmamış”, evrimleşmiştir. Ve evrim kesinlikle eşitlikçi değildir. Eşitlik fikri yaradılış inancıyla iç içe geçmiştir.
Sovyetler Birliği'nde ortaya çıkan değişikliklere göre emperyalist peygamberler "barışçı evrim" umutlarını Çin Komünist Partisi'nin üçüncü veya dördüncü kuşağına da bağlamaya başlamışlardır. Biz muhakkak emperyalistlerin bu peygamberliğini tamamen suya düşürmeliyiz. Biz muhakkak üst kademelerden alt kademelere kadar geniş ölçüde ve daima devrimci davanın haleflerinin eğitilmesine ve yetiştirilmesine dikkat etmeliyiz.