Ait Olmadığım Bir Dünyayı Tanımakla Başladı Miladım
Paslanmış sarkaçların gıcırtısında ufalanıyor zaman. Şehrin genzine kaçan isli nefesler boğuyor sokak köpeklerinin ulumasını. Küflü duvarlara çarpa çarpa büyüyen sessizlik, betonun kalbinde çatlayan tohumun ilk sızısını müjdeliyor. Meydanlarda ucuz pazarlıkların kiri birikirken ve vitrinlerde insan posası satılırken, kıyamet kopmak için sûr sesini beklemedi. Kendi cehennemini cebinde bozuk para misali taşıyan kalabalıklar arasına insan soyunun kütüğüne yazılmanın ağır utancı içerisinde buz gibi bir el aşk etti yanaklarımdan birine. Ana rahminden koptuğum an yazıldı böylelikle milat. Dünyanın payıma ayırmadığı ne varsa sonradan iftira gibi yapıştı üstüme. Bana bir ad verdiler. kendi adımı ciğerime her çekişimde kanadı burnum. Kaldırdılar başımı, geri yasladılar. Daha ciğerime hava dolmadan, toprağın serin ve haklı karanlığını özledim çünkü toprağın üstü kucağını esirgeyen üvey ananın şamarıydı bana. Dünyanın kaskatı gövdesinde bana yuva açılmadığını sesimin dualara çarpıp geri döndüğü gün anladım. Bankta sızan adamın hezeyanı gibi kendime tek karış yer bulamadım şu yeryüzünde. Kuşların haysiyetsiz menzile kanat çırptığı kokuşmuş gökyüzüne bakarak yürüdüm yıllarca.
Şiir
GELDİN Bir gün Akşamın ölgün Duran o sonsuz ışık denizlerinde Boğulan ağaçlar Boğulan ovalar Oluyorken sessizliğe ve üzüntüye barınak Geldin kalbin acılarını yatıştırmaya... Ey gençliğin ölümsüz hayali O bezgin akşamın havası kadar Gelişin de bir bulaşıcı dinginlikti... Ahmet Haşim
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ey deli divane gönlüm haddini bildin mi sen ?
Alıntı
Dil ü fikrim seninle, tenim bu hâle gıbta eder; Senden cüdâ kalan her zerrâm hicrânınla sızlar ey yâr. Anlamı; Yüreğim ve aklımın her daim sevgilide oluşunu bedenim kıskanır Ey Sevgili! Senden ayrı kalan her bir zerrem sızlıyor. •Seyyid Mûbtedi
Tasavvuf
Geri Gelen Mektup
Hüseyin Nihâl Atsız Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi alevden; Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!… Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkinin tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlah’ın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden… Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün,tapmanın,aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı.
1000Kitap
Kahırla tomurcuk arasında geçen bir öykü yazsam diye düşünüyorum uzun zamandır ama bu düşünceden kaçarak, tövbeler ederek, adaklar adayarak, kutsal bildiğim her şeye taasubi bir ihtimam göstererek, parmak uçlarımda yürümeye gayret ederek, arklardaki suların sızısına katlanarak, kendiliğinden çıkan bir fidanı sahiplenerek, en çok da kaçarak düşünüyorum. Bir şeyden kaçıyorum, lütfen beni durdurun eğer hala buradaysanız. Beni durdurun ve bu yazgıyı tamama erdirin, yarım kalmış öykülerin açık kapılarını kapattırın, beni ya yazdırın ya kapı dışarı edin, kelimeleri alın elimden. Yarıda kesilmiş ünlemelerimin soluğunu ya kesin ya duyurun birilerine. Olacak gibi olan ama olamayanın olduğu kadarına razı edin yahut üst üste konulan iki taş bile komayın. Keşke ve ihtimal taşlarına dönüp dönüp vurduğum başımı sarın ve payanda olun; bir nebze de olsa dindirin sızısını. Ya gel ya git ya ol ya öl sapaklarından birini seçtirin. Beni ya kahır tarafına ya tomurcuk tarafına fırlatın. Arafın ince ipinde yürümek takati kalmadı çünkü bende. Bana bir şekil, bana bir gövde, bana bir sınır, bana bir mihver, bana bir kucak, bana bir ben, bana bir ah, bana bir sebep, bana bir medet ey!! * Sizi hakkıyla yaşatamadım. Bir bedene sokamadım. Bir şekil veremedim. Altınızı bir bedene sığdırmaya çalışırken çok zorlandım. Aksülamel hanginizden geldi kestiremedim. Kendime yoldaş bulmak isterken olmadık bir çare seçtim. Yazmanın zehirli uçlarına kadar gittim ve sizi buldum. Ya da çıldırmanın sınırını geçtim ve çıldırdım demek yerine bunun adını altı benlik koydum… Aynalar demiştim size. Bakmayın yüzüme dik dik* demiştim. Hayır böyle dememiştim. Kalbimin içi ayna kırıklarıyla dolu ve siz de o kırıklar içinde çoğalanlardınız. Şimdi kelimelerim de tıpkı böyle; kırık ve dağınık. Onları toparlayamıyorum.
Çılgınlık Sayfaları