İnsan, fıtratı gereği günaha ve hataya meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır; bilhassa yaz mevsiminin gelişiyle hem değişen hormonlar hem de esneyen içtimai ortam, nefsi günahın sınırlarına daha fazla zorlar. Mevsimsel bu devingenlik gençliğin deli ruhuyla birleştiğinde, hataya düşme ve gayrimeşru heveslerin peşinden gitme arzusu daha da müştak bir hal alır. Öncelikli olarak bilinmelidir ki bu zafiyet, istisnasız tüm insanlar ve özellikle gençler için umumi bir kanundur; nitekim çevrenizde bu insan asla günaha girmez dediğiniz kim varsa, perde arkasında mutlak bir acziyet ve günahkarlık barındırır, zira Allah fıtratımızı bu zaaflarla halk etmiştir. Elbette böyle yaratıldık diyerek mesuliyetten kaytarmak mümin vakarına yakışmaz; Rabb ismi şerifi terbiye eden anlamına geldiğine göre, arıza çıkarmaya meftun olan nefsimizin sıkı bir terbiyeye ihtiyacı olduğu aşikardır. Bu terbiye metodunda en kusursuz örneğimiz hayatıyla önümüzde duran Efendimiz (sav), ardından da ömürleri birer hidayet tablosu olan sahabe efendilerimizdir. Ahir zamanın bu buhranlı ikliminde, bilhassa erkekler için sokaklar ve dışarısı günah deryasıdır, lakin bu savaşı kazanmanın yolu kendi içine rücu edip içtimai hayattan tamamen soyutlanmak değildir. Bilakis, i'la-yi kelimetullahı hal diliyle muhataba anlatabilmek adına sosyal yaşantımıza önem verecek ve hayatın tam merkezinde bulunacağız. Her nefis bir şekilde günaha girer ancak her nefis günahtan korunma eğiliminde ve derdinde değildir; nefsin terbiyesine göre ahlakı şekillenen ferdin imtihanı daha da kuvvetlenir ve adeta derecesi yükseldikçe şeytanın daha şiddetli musallat olmasıyla karşı karşıya kalır; zira kaçtıkça kovalanmak bu imtihanın bir parçasıdır. Nikah, bu yönüyle harama karşı bir set teşkil ederken, sair günahlardan korunmak için de bir