Milletlerin hayatlarında her ülkü, az çok hayal ile süslenir. Her idealist de, az çok bir hayal adamıdır. Gerçi bu idealist; bir kurtarıcı, yeni bir devlet kurucusu, yani gerçek bir Liderse, asıl yığınları saran hayal ve heyecan dalgaları arkasında o kendi hesaplarını, şartların gerçeklerine uyduracak ve ona göre eylemler düzenleyecek, yön tayin edecektir.
Turan ülküsü; bizim bu bahislerde işlenen gençlik yıllarımızın, gerçi itici gücüydü. Ama bu ülkü; ne eylemci, ne de yön tayin edici önderini bulamadığı için, Turan davası, daha ziyade, bir özlem, hayal ve heyecan kaynağı olarak kaldı. Ve sanıyorum ki, en kapsayıcı ifadesini, Kızılelma sembolünde, yani bir belirsizlikte buldu...
Kötülüğü tanımlamanın bu psikolojiye odaklı yöntemi ayrıntıları ile incelemeye değer ama bir anlığına kötülüğü düşünmeyi bırakıp başka eylem türlerini nasıl tanımladığımıza bakalım. Bazı Eylem türleri failin psikolojisine bakarak tanımlanamaz. Bir şeyin zararlı Eylem sayılması için ne gerektiğini düşünelim. Bir eylem Ancak ve ancak birine ya da bir şeye zarar veriyorsa zararlı olabilir ve zarara yol açan Eylem herhangi bir sayı ile yapılmış olabilir; Ayrıca fail bu eylemi yaparken herhangi bir duygu ile hareket etmiş olabilir. Bazı zararlı eylemler İntikam amaçlıdır yani failler kurbana kasten zarar verir. Bazı zararlı eylemlerin failleri zarar verme niyetinde değildir ama yine de fail arzuladığı hedefe ulaşmak isterken öngörülebilir bir tali hasar olarak bu zararı bilerek verir. Bazı zararlı eylemler iyi niyetle yapılır ama sonuçta yararlanması istenen kişilere zarar verir. Demek ki Zararlı bir eylem eylemi gerçekleştiren failin psikolojisi açısından değil sat sonuçları açısından değerlendirilir kesinlikle. Öte yandan pek çok başka Eylem kategorisi de failin psikolojisine bakarak tanımlanır. Bir eylemin intikamcı sayılması yalnızca ödeşmek öç almak için yapılması ile ve Belki bir de kurbana yönelik öfke ya da kötü niyet varsa mümkündür.
Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Nietzsche ve Scheler'in düşünce tarihine armağan ettiği ve derinlemesine işlediği bir kavram olarak hınç, yani Ressentiment basit bir öfke nöbeti, küçük bir intikam yemini olarak tanımlanamaz. Tepkiye dayalı eylemler geçicidir ve onları unutabiliriz, oysa düşünürlerin kastettiği hınç tamamen ruhsal bir "zehirlenme"dir. Bir süreklilik arz eder. Ve zamanımızın en belirgin ahlâk yasasını oluşturur. Yani kölelik ahlâkını...