Evet her şey çürüyor, her şey... İnsanlar çürümeyecekler mi? Eylûl'de, sanki bahara hasret çeken üzgün bir tazelik, sanki üzerine çöken kışın, kendini mahvetmek isteyen sonbahara rağmen devam etmek, yine bahar olmak mücadelesi vardır; fakat bunun muhtaç olduğu şeylerden mahrumdur ve kendisinde de dayanma gücü kalmamıştır, tabiat da bunu anlamış gibi acı bir düşünceyle üstüne çöken ıssızlığın, matemin altında dayanabilirse dayansın kışın galip geleceği, artık her şeyin, her ümidin bittiğini, buna tahammül lâzım geldiğini anlamaktan doğan bir takatsizlik ile ağlar... Ne renk, ne de güzel koku... İşte yapraklar ölüyor... Rüzgâr insafsız, yağmur inatçı; her şey çürüyor, oh!... Her şey çürüyor!.
Eylûl!… Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minnettar olmak lazımdır. Eylûl esef ve hasret ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve hasret çeker…
"Ordularımız 9 Eylül sabahı İzmir'imizi ve yine 11 Eylûl 38 akşamı Bursa'mızı muzafferen tahlis ettiler. Akdeniz, askerlerimiz zafer teraneleriyle dalgalanıyor. Asya İmparatorluğuną yeltenen küstah bir düşmanın muharebe meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan ordu kumandanlarıyle kumanda heyetleri günlerdenberi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin esir-i harb'i bulunuyorlar. Düşmanın başkumandan tâyin ettiği General Trikopis, birçok gece ve gündüz meyûsane muharebelerden ve çare-i halâsı tecrübe ettikten sonra, nihayet maiyetindeki generaller ve erkân-ı harbiyeleri ve kumanda ettiği ordunun elinde kalabilen bakayasiyle arzı teslimiyet eyledi. Eğer Yunan Kralı da bugün esirlerimiz arasında bulunmuyorsa bu, tacirdarların, şiarı esasen yalnız milletlerin safalarına iştirâk etmek olduğundan; muharebe meydanlarının felâketli günlerinden onların saraylarından başka bir şey düşünmemek tiynetlerindendir.”
Hicretin, İslâm âleminde takvim başı sayılması ise şöyle oldu:
Hulefâyı Râşidînden ikinci halife Hazreti Ömer zamanına kadar, müslümanlar arasında yazılan yazılara tarih koymak usulü yoktu. Bir gün, bir alacaklı, Halife Ömer'e, Şa'ban ayında ödenecek bir borçlu senedi göstermiş. Halife sormuş: — Hangi Şa'banda? Geçen senenin Şa'banı mı, yoksa, bu senenin mi?... Yine Cezîre Vâlisi Ebû Mûsâ'ya iki emir verilmiş, bu emirlerden biri diğerini bozuyormuş. Tereddüt edilmiş, bunlardan hangisinin önce yazıldığı anlaşılamamış. Ebû Mûsâ da bunu, Halife Ömer'den sormuş. Bunun üzerine, meşveret meclisi toplanmış, çeşitli fikirler ortaya atılmış, sonunda, Hazreti Alî'nin teklifi üzerine, Hazreti Peygamberin Mekkeden Medîneye vuku bulan hicreti: (Rabîulevvel = 23 Eylûl 622) tarih ve takvim başı olarak kabul edilmiştir (1 Muharrem 17 = 23 Ocak 638).