Huzursuzluk
9/10
·160 syf.··
2026 40. kitabı
Bazı hikâyeler vardır; sadece anlatılmaz, insanın içine işlenir. Huzursuzluk, tam olarak böyle bir roman. Zülfü Livaneli bu eserinde, Mardin’den IŞİD’in karanlığına uzanan sarsıcı bir hikâyeyi anlatırken, sadece bir aşkı ya da bir dramı değil; insanlığın vicdanını sorgulatıyor. Kitap, gazeteci İbrahim’in geçmişin izlerini sürmesiyle ilerlerken, okuru Ortadoğu’nun acı gerçekleriyle yüzleştiriyor. En etkileyici yanı ise, hikâyenin arka planında işlenen “ezidiler” meselesi ve savaşın insanlar üzerindeki yıkıcı etkisi. Livaneli, sade ama vurucu diliyle okuru yormadan derin bir empati kurduruyor. Bu kitapta huzur yok; aksine adı gibi bir huzursuzluk var. Ama tam da bu yüzden gerçek. Okurken insan, dünyadaki acılara karşı daha duyarlı hale geliyor. Huzursuzluk Zülfü Livaneli Adem Çelik Çünkü Huzursuzluk, sadece bir roman değil; insan olmanın ağırlığını hissettiren bir anlatı.
1000Kitap
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
7/10
·560 syf.··
2026 18. kitabı
Romanın merkezinde su vardır; hem fiziksel bir unsur hem de hafızanın taşıyıcısı gibi. Su, geçmişi unutmayan bir varlık gibi tüm karakterlerin kaderine sızar. Gökyüzünde Nehirler Var üç ayrı insanı anlatıyor gibi görünür: Arthur, Züleyha ve Narin. Ama aslında üç farklı hayat değil, aynı suyun üç farklı çağda taşıdığı izler vardır. İlk hikâyede Viktorya dönemi Londrası’nda, yoksulluk içinde büyüyen Arthur’un hayatını takip ederiz. Kirli sokaklar, lağımlar ve hayatta kalma mücadelesi onun dünyasıdır. Ancak Arthur’un hayatı, Londra’daki British Museum’da çivi yazılı tabletlerle karşılaşmasıyla değişir. O an, binlerce yıl öncesine ait bir ses onun iç dünyasına dokunur. Mezopotamya’nın kadim metinleri, onun için yalnızca tarih değil, bir kaçış ve anlam arayışına dönüşür. İkinci hikâye Mezopotamya’ya uzanır. Antik şehirlerin, nehirlerin ve çivi yazısının dünyasında insanlık tarihinin en eski anlatılarıyla karşılaşırız. Burada su, sadece yaşam kaynağı değil; aynı zamanda mitlerin, destanların ve inancın taşıyıcısıdır. İnsanlık henüz kendini yeni yeni yazıya dökerken bile suyun etrafında bir anlam kurmaktır. Hikaye o kadar derin’ki Dönemsel bir kurgu bekliyor okuru Viktorya Dönemi Londra’sı ’ından Türkiye Dicle Nehrine Ezidiler konusu yer almakta Irak ‘taki kutsal laleş vadisi geçmekte.Mezopotamya uzanan uzun soluklu bir hikaye kil tabletlerin kayıp şiirlerini okuyan Arthur suyun kutsal izleri iç içe geçmekte
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,765 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Elif Şafak - Gökyüzünde Nehirler Var
Puan vermedi·560 syf.··
2026 15. kitabı
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve genel kültürüne hayran kaldım diyebilirim ancak adeta bir Netflix dayatması gibi ana karakterin sonradan lezbiyen olmasına bence gerek yoktu. Çok spesifik konular üzerinde derin bilgisi olan bir kadın. Yaptığı aforizmalar, kıssadan hisseler de oldukça hoşuma gitti. Eserlerin anlatımı olabildiğince yoğundu. Sultan Abdülaziz'in bilekleri kesilmiş halde ölü bulunup intihar süsü verildiğinin düşünüldüğünü burada öğrendim. Kolera'nın Ganj nehrinde ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını da yine burada öğrendim (Siktiğimin boklu Hintlileri) Yazar, Arthur Smith'i gerçekte yaşayıp ona çok benzeyen George Smith'ten esinlenerek yaratmıştır. Eser eski bir zamanda Mezopotamyanın en önemli ve zengin şehirlerinden Ninovada başlar. Buranın kralı Assur-bani-pal'dir. Daha önce şehrinin istila seliyle yağmalanıp yok olacağı, taşlarının bile sökülüp götürüleceği kehanet edilmiştir. Kral babasının en küçük oğludur ve tahta çıkması imkansız olarak düşünüldüğünden ağabeylerine savaş, savunma vs. öğretilirken kendine bölüm, edebiyat, felsefe öğretilir ve babasının kendisini seçmesiyle krallığın gelmiş geçmiş en eğitimli kralı olur. Huzuruna eski lalası olan birisi ajanlık yaptığı gerekçesiyle çıkarılır. Adam işkence görmüştür, ajanlık yapmaktadır çünkü Assurbanipal düşman ülkeleri susuzlukla terbiye etmiştir. Assurbanipal kültürlü olmasına rağmen gaddar da bir adamdır ve onu yaktırır. Buradan Thames Nehri civarı Londra'ya atlanır. Nehir her şeyin atıldığı, kötü kokan ve pis bir nehirdir. Tosher isimli bir grup insan nehre düşmüş kıymetli nesneleri avlayarak hayatını idame ettirmektedir. İçlerinde Arabella isimli hamile bir kadın vardır. Sancısı tutar ve oğlu olur. Kadın bu çocuğu büyütemeyeceğini, söyler. Kendini bile zor doyurmaktadır. Kocası alkolik, sorumsuz
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,765 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2021 27. kitabı
Dicle’nin Yakarışı, Mehmed Uzun’ın tarih, kültür ve anlatı geleneğini iç içe işlediği epik romanlarından biridir. Roman, Dicle Nehri çevresinde yaşayan farklı halkların (Kürtler, Süryaniler, Ermeniler, Araplar, Ezidiler vb.) ortak geçmişini ve bu coğrafyada yaşanan büyük değişimleri Dengbêj Biro’nun anlatımı üzerinden aktarır. Biro, duyduğu her sesi, hikâyeyi ve ağıdı hafızasında toplayan bir “anlatıcı”dır. Onun gözünden hem Mir Bedirhan’ın tarihi dönemi hem de Mezopotamya’nın çokkültürlü yaşamı anlatılır. Hikâye boyunca aşk, sürgün, savaşlar ve kayıplar iç içe ilerler. Ester ve Biro’nun kırılgan aşkı gibi bireysel hikâyeler, büyük tarihsel olaylarla birleşir. Roman, unutulan insanların sesini yeniden duyurmayı amaçlayan şiirsel ve destansı bir anlatı kurar. Temel temalar: * hafıza ve sözlü tarih, * çokkültürlü Mezopotamya, * aşk ve kayıp, * sürgün ve acı, * anlatının gücü.
Dicle'nin YakarışıMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20183,881 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 171. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 13:16
"Güleceksiniz ama kendime ço1ı kızıyordum,ellerim kırılsaydı, sürmeseydim parmaklanmı ne bir kapı koluna ne de başka bir camii duvanna, o zaman hapsedilmez, bunca yılı saymak zorunda kalmazdım dört duvar arasında, diyordum. Yıl lar sonra kendime ettiğim beddualar- tuttu diye düşünüyorum bazen de. İyi ama ben imansızlıkla ya ftalanmış bir adamım, Tanrıya güvenim ne ki duam ya da bedduam karşılık bulsun. Biliyorum gülüyorsunuz, ben de gülüyorum ama saçmalamak bazen insana iyi geliyor. Kendisiy le baş başayken hele. Yerin ve göğün uçsuz bucaksız kıyılarından, köşelerinden insanlar. Asuriler, Ezidiler, Kürtler, Türkler. . .Giden şeyler sonra, ister dağa kaçan bir keçi, ister gecede yolunu şaşıran bir mermi. Kolay kolay kendi adreslerini bulamayan, öyle giden şeyler. Kabuğunu kırmış ölü bir kuş misali dilin ucuna toplanmış sözcükler. Bir ölüyü uğurlarken kendilerini dallarından atan yapraklar. Erdem Özgül sözcükleriyle bir tren yapıyor. Öykülerine binip gidiyoruz. Ağaçlar, sular, kuşlar, koyunlar, keçiler, yolumuzdan eksik olmuyor. Geyiklerle karşılaşıyoruz. Saman balyalarıyla. Başağı iri buğdaylar biçilmişler.Toprak yolda kızlar bisiklet sürüyorlar. Zaman bizi yolda buluyor.
Hayata Dair
Unutulmuş Ataların GölgesiErdem Özgül · Dipnot Yayınevi · 202313 okunma
Ezidiler
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 17:23
Merhaba, okuduğum kitap tarzlarının dışına ne kadar çıkabilirim diye uğraşırken Livaneli ile karşılaşıyorum ve benim hikayem esasen o zaman başlıyor. Serenad okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğenmiştim. Huzursuzluğu okuduktan sonra ben Livaneli’den razıyım dedim ve bütün kitaplarını aldım. Sürükleyici anlatımı ve etkileyici hikayeleri ile büyüleyen bir atmosferi var. Kendi derdimi unutup başka dertlere yandım ve o dertlere uzunca bir süre daha yanacağım.
Düşünce
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma