xecê

... O an Castealou, derin bir sessizlikten sonra konuştu ve hayatımı değiştiren o soruyu sordu: Galisyanca konuşuyor musunuz? Tabi ki.. Ben konuşuyorum, dedl Marcos, öne atılarak. Ben de, ben de dediler Lucas ve İris ve Uxio ve Lucia ve.. Ben hemen her zaman, dedi Marta.Ve neredeyse hepsi aynı şeyi tekrarladı. Tam o an herkes dönüp bana bakmaya başladı. Zira eksik kalan bir tek bendim.. Bardağın üzerinde hala titreyen ellerimle, büyük bir saygıyla şöyle dedim: Ben hala konuşamıyorum Castealou, fakat sana söz veriyorum ki yarından tezi yok başlıyorum.
Reklam
Uzun süre boyunca, Galisya'da ve Kürdistan'da birçok insan sosyal bir norm imiş gibi devletin dilini -İspanyolcayı veya Türkçeyi- önemli, kült, gelişkin bir dil olarak benimsemiş, bunun yanında bizim dilimiz Galisyanca ve Kürtçeyi böyle değerlendirmemiş, bu dillerin bilim, kültür ve ekonomik ve sosyal gelişim için yeterli olmadığına inanacak dereceye gelmişlerdir. Fakat tüm bunlar yalnızca mantıksız inanışlar, düzmece kurgulardır.
Yine der ki bütün dilsel topluluklar, "Kendi dilleri ve kültürleriyle eğitim-öğretim hakkına sahiptirler" ve "kendi dillerinin aktarımını sağlamak için ihtiyaç duyulan önlemleri alma hakkına sahiptirler."
Bildirgenin 2.maddesi der ki; "Bütün dilsel topluluklar dillerinin resmi dil olarak kullanılması hakkına sahiptir."
UNESCO'nun Evrensel Dil Hakları Bildirgesi'ne göre, "Bütün diller kolektif bir kimliğin ve gerçeği farklı bir şekilde öğrenme ve tanımlamanın ifadesi olduğundan, bütün yönleriyle gelişimlerini sağlamak için gerekli bütün koşullardan faydalanmalıdırlar." ve "Hukuk karşısında tüm dilsel topluluklar eşittir." ve "Bu eşitliğin gerçek ve etkin olması için tüm önlemler alınmalıdır."