10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 15:41
Elliot Engel, İngiliz edebiyatı üzerine çalışan ve yıllarını klasik eserlere adamış bir akademisyen. Türkçede yayımlanan Oscar Nasıl Wilde Oldu? adlı kitabı, yalnızca yazarların hayat hikâyelerini anlatan sıradan bir biyografi kitabı değil. Engel, edebiyat tarihinin önemli isimlerini ders kitaplarının kuru bilgilerinden çıkarıp yaşayan, hata yapan, mücadele eden insanlar olarak karşımıza getiriyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, daha önce okuduğum birçok eseri yeniden okuma isteği duymam oldu. Çünkü Engel, yazarların eserlerini hangi koşullarda yazdıklarını, hayatlarında yaşadıkları ilginç olayları ve kişiliklerinin bilinmeyen yönlerini öyle etkileyici bir şekilde anlatıyor ki, kitapları bambaşka bir gözle görmeye başlıyorsunuz. Shakespeare'den Jane Austen'a, Edgar Allan Poe'dan Charles Dickens'a, Bronte kardeşlerden Ernest Hemingway'e kadar birçok önemli yazarın yaşam öyküsü kitapta yer alıyor. Özellikle eserlerin arkasındaki insanı tanımak, romanların anlamını daha da derinleştiriyor. Kitapta dikkat çekici bulduğum ayrıntılardan biri de Viktorya dönemi yazarlarıyla ilgiliydi. Charles Dickens, Charlotte Bronte, Emily Bronte ve George Eliot gibi bugün dünya edebiyatının devleri olarak kabul edilen isimlerin birbirine oldukça yakın yıllarda doğmuş olması şaşırtıcı. Kraliçe Viktorya'nın uzun süren saltanatı boyunca aynı dönemde bu kadar çok büyük yazarın ortaya çıkması, edebiyat tarihinde pek sık rastlanan bir durum değil. Elliot Engel'in anlatımı sayesinde edebiyat yalnızca kitaplardan ibaret olmaktan çıkıyor; yazarların hayatları, dönemin şartları ve eserlerin ortaya çıkış hikâyeleri de en az romanların kendisi kadar ilgi çekici hale geliyor. Bu nedenle kitap, klasik edebiyatı sevenler için olduğu kadar, yazarların bilinmeyen yönlerini keşfetmek isteyen
Oscar Nasıl Wilde Oldu?Elliot Engel · Sel Yayıncılık · 201165 okunma
Literatüre Meydan Okuyan Bir Kitap
9/10
·315 syf.·
2026 9. kitabı
Bu kitabı İttihatçıları, Arapların Osmanlı Devletindeki durumlarını veya Arap İsyanını merak ettiğiniz için okuyabilirsiniz. Doğrudur, konusu hakkında güzel bir monografidir ama daha önemlisi tam bir başkaldırının tezahüründen başka bir şey değildir. Tüm Arap, Türk, İngiliz kaynaklarına ve diğer bilumum tüm Türk- Arap ilişkilerine dair yerleşik düşüncelere ve saplantılara salvo ateşi açılmaktadır. Bu gözle okuyunca alacağınız keyif katlanacaktır. Kitap tahmin edebileceğiniz gibi Osmanlı Devletinin Araplarla ilk temaslarına dair kısa bilgiler verdikten sonra esas konusuna değinmeye başlıyor. Kitab çeşitli konu başlıklarına ayrılsa da biz İttihatçıların iktidara gelmelerinden önceki I. Meşrutiyet (1876) ile başlayan birinci kısım ile 1908 İhtilalinden sonra İstiklal Harbine kadar süren ikinci kısımdan ibaret olarak zihnimizde ayırabiliriz. Kitabın benim tespit ettiğim temel tezleri şunlar: 1) II. Abdülhamid döneminde uygulanan İslamcılık siyasetine, Jöntürkler (ve-veya İttihatçılar) döneminde de üslubu değişse de aynı istikamette devam edildi. 2) İttihat ve Terakki hükümetinin uyguladığı merkeziyetçi politikaların Türkleştirme ve asimilasyon politikaları olarak algılamak saflıktan başka bir şey değildir. 3) Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar Türkler ve Araplar başta olmak üzere devleti oluşturan hiçbir Müslüman etnik yapıda milliyetçi ve ayrılıkçı hisler ön planda olmadı. Bunların yanına ufak ilaveler yapıyorum: a) İttihatçıların meşhur asî Hicaz Şerifi Hüseyin'i idare ediş biçimleri çok estetik diyebiliriz. Hem Hüseyin hem de hükümet birbirlerine düşen görev ve sorumlulukları isyana kadar neredeyse hatasız uygulayıp istedikleri sonuçları almışlar. b) İttihatçıların iktidar mekanizmasını ele geçirdikleri ilk dönemlerdeki tecrübesizlikleri bu kitapta gözler önüne
Jön Türkler ve AraplarHasan Kayalı · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi; He is an enlightened writer with a strong oratory who dominates all fields such as journalist, story and novel writer, philosopher of history and contributes to the enlightenment of the society he is in, transferring his knowledge and experience to all segments of society. He wrote about the renewal movement that started with the Tanzimat in his works and he became a guide by writing his writings for information purposes. He read a lot of French books, gained knowledge about literary movements and transferred them to his works with his own interpretation. Ahmet Mithat Efendi is the leading name in the works of the Tanzimat Period. He conveyed his existing experiences both in his novels and his works such as Müşahedat, Taffüf, Mesail-i Muğlaka, Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat Yazıları 1 and 2, he became one of the most enlightened writers of Turkish novelism, and he deserved to be known as a novelist because he was mostly engaged in novels among prose genres. Ahmet Mithat Müşahedat criticized Emile Zola in his introduction titled 'Hasbihâl with Kâriîn' in his work titled Müşahedat and described the situation of Emile Zola, who wrote with a naturalist perspective of French society, from a critical point of view. Mithat Efendi wrote almost all his works to guide and educate people. And for this reason, according to him, transferring the events existing in the society as they are, instead of educating people, he was worried about leading them down the wrong path and therefore he opposed the Turkish society to read Emile Zola. Ahmet Mithat is a socialist and devoted writer. His aim to educate the public has led him to address the problems of the people. In this respect, he is in a way the sociologist of his period. Naturalism is established through the
Edebiyat & Roman
Emile Zola Hayatı ve Edebi FaaliyetiMihail Barro · Dorlion Yayınevi · 00 okunma
Puan vermedi
Modern anlamda öykünün ilk örneklerini Batı’ da görmekteyiz, roman türünden ayrılarak adına küçük öykü dediğimiz (Fr. nouvelle, İng. short story, Alm. kurzgeschicthe) şekli alır. Hikaye özgün değerler çerçevesinde insanların düşünmesini sağlayan ve toplumların kültürlerini yansıtan değerli bir türdür. Her alanda kendini yenileyerek geliştiren ve değiştiren ileriye dönük kararlar alan Medeniyet eşiğinin bir parçasıdır. “1960’tan sonra öykü yazan ve Türkiye’nin toplumsal değişimi ve gelişimini eserlerine yansıtan yazarlar arasında; Feyyaz Kayacan, Sezai Karakoç, Yusuf Atılgan, Orhan Duru, Erdal Öz, Adnan Özyalçıner, Ferit Edgü, Onat Kutlar, Afet Ilgaz, Kamuran Şipal, Necati Tosuner, Sevim Burak, Sevgi Sosyal, Bekir Yıldız, Rasim Özdenören, Fikret Ürgüp, Oğuz Atay, Bilge Karasu, Şevket Bulut, Füruzan, Osman Şahin, Tomris Uyar, Sevinç Çokum, Necati Güngör, Durali Yılmaz, Nedim Gürsel, Adalet Ağaoğlu, Tezer Özlü, Pınar Kür, Nazlı Eray, Hulki Aktunç, İnci Aral, Necati Mert ve Mustafa Kutlu gibi isimler öne çıkmıştır” Toplumsal değişim ve gelişim her alanda yazarların eserlerine yansımaktadır, her yazar kendi çağının sesi olur ve bu ses sonsuz bir zenginlik içerisinde ilerleyerek kendini hissettirir. Bu his meşguliyeti birçok medeniyetlere yankı oluşturur 1960 sonrası Türk Edebiyatı’nın her alanda verilen eserleri profesyonel bir şekilde kaleme alınmış ve tam olarak yerli yerine batılı bir anlayışla oturmuş ve yankısını gelecek nesillere ulaştırmıştır. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e yazarlar, kalemlerini özgürce tutabilmek için düşüncelerini bazen kapalı bir anlam bazen de açık bir anlamla ifade etmişlerdir. Toplumların değişen medeniyeti, değişen düşünce yapıları belli bir denklemi barındırır bu denklem aynı özü oluştursa da görünüşleri farklılık arz eder, tıpkı bir anneden
Roman
Postmodern Çağda İnsanH. Yahya Şekerci · İnsan Yayınları · 20254 okunma
6/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2025 12:36
Kitap kendi içeriğinde başarısız ya da anlatımlarından ötürü düşük vermedim. Düşük vermemin sebebini böyle çetrefilli ve ikircikli bir konuda iki kişi olarak canlandırdığı kişilerden dindar olan halim'in sorularını hep aynı minvalde, cahilce sorarken. Selim'in cevaplarını daima istediği şekilde verdiği için rahatsız oldum. Bir teist, özelinde bir müslüman olarak bazı soruların o minvalde sorulmayacağını veya verilen yanıtlara karşı öyle karşılık verilmeyeceğini okurken görüp, güldüm. Neden düşük verdim? a) sorulan bazı sorulara istenildiği gibi cevap vermeyip, geçiştiriyor. dindarlar katliam yapar demiş. Halim de Stalin de yaptı diyor. Sevan beyciğim cevap vermeden geçiştiriyor. b) voltaire'nin inançsızlığıdan çok emin. lakin kitaplarını okursanız gayet realist, akılcı bir tanrıya inandığını görürsünüz. c) eş yerine beyimiz cinsel partner sözü de bir o kadar güldürdü. d) kur'andaki bazı durumların tarihsel olabileceğini, o dönemin şartlarını kapsayabileceği düşüncesinden uzak. e) islama özelinde düşmanlığı göze çarpıyor. ateist olarak hristiyan veya yahudilere bu kadar düşman değil hatta bazı yerlerde yahudilerin daha vefalı, sadık, iyi niyetli adeta insanperver olduğunu düşünüyor. yapmayın allah aşkına. bu çağda, 2025'te, 7 ekim olaylarından beri kaç cana kıyıldı, kaç masum insan katledildi bilmesek... f) ilk konulardan itibaren mecaza tamamen karşıyken hristiyanların cehennem tasvirinde mecazı kabul etmesi ayrı çelişki. g) kur'an'ın yazıya aktarılması ebubekir döneminde iken, osman'ı yazması... hadi çoğaltılma olarak kabul edelim h) ayetleri kışkırtıcı şekilde tercüme etmesi de düşmanlığın ayrı göstergesi olarak yorumlanabilir. ı) iyilikle insanları islama davet edenlerin de insanları içerden fethetmeye çalışan eğer olmazlarsa kılıçla islama davet edecek grubun
Halim İle SelimSevan Nişanyan · Liberus Yayınları · 202172 okunma
7/10
·160 syf.··
2018 110. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2018 00:00
Kitap diğer komplo teorileri gibi biraz. Bunu anlatmak baya uzun süre alabilir aslında. Karmaşık bir konu. Ortada her ne kadar bir amerikan müdahaleciliği, batı yüzsüzlüğü ve emperyalizmi ya da bilip bilmeden her b.ka burnunu sokan ve ilginç şekilde bunu kendilerine hak gören sivil toplum örgütleri veya kuruluşları var olsa da bu tür yazarlar bu olayı "Dünyayı aileler yönetiyor, bizi hristiyanlaştırcaklar, yahudi oyunu vb. " gibi fantazi laflarla sulandırmaktadırlar bana göre. Keşke bu yazara sorabilsek hangisi bizi yönetmek istiyor? Bir karar verseniz. a. yahudiler mi? b. hristiyanlar mı? c. şirketler mi? ailerler mi? iluminatiler mi? d. amerika mı? e. avrupa mı? f. gizli oluşumlar mı? g. uzaylılar mı? Çünkü bunların herbiri birbrinden farklı oluşumlar. Hatta kendi içlerinde bile ayrı grupları olan oluşumlar. Ayrıca J. Assange ve Soros ilişkisi gibi kaynaksız iddialar var. Ki Soros komploları boş bence. Bu komploları batıda batı için yapanlar da var ayrıca. Misal Soros'un avrupadaki mülteci sorununa yol açtığı gibi. Assange vb. insanların da batı hükümetlerinin ne tür tacizine katlandıkları da bilinen birşey ve Assange da yazar gibi büyük şirketlere çatan biri ayrıca. O yüzden çelişkili iddialar bunlar. Kaldı ki batı artık neredeyse çoğunluğu dinsizleşmiş bir topluluk. Bir diğeri de her ne kadar amerikada yahudi lobisi veya farklı lobiler olsa da hiçbir şirket veya aile bir devletten daha güçlü olamaz. Gene de içinde bazı bilgiler ve biraz doğruya yaklaşık bakış açısı var diye çok fazla puan kırmadım.
Kaçın! 'Demokrasi' Geliyor!Banu Avar · Remzi Kitabevi · 2013608 okunma