Tekrardan merhabaalar:)
Bugün 17. kitabımı da okudum. Oğuz Atay'dan okuduğum ilk eserdi. Açıkçası daha önce uzun uzun biyografi okumuş değildim, daha doğrusu biyografi kitabı okumuş değildim. O yüzden benim için iyi bir deneyim oldu. Neyse, incelemeye geçelim.
Arkadaşlar bu kitap Mustafa İnan adındaki bir mühendisin hayat yolculuğunu anlatıyor. Kitap, kıyıda köşede kalmış bir eser değil, o yüzden eğer mâlumat elde etmek isterseniz kitap hakkında okuyabileceğiniz birçok yazı bulabilirsiniz. Fakat beni kitapta etkileyen bir yöne değinmek istiyorum.
Mustafa İnan, pozitivist biri değil. Özellikle edebiyata olan düşkünlüğü çok kıymetli. Ayrıca kelime tahliline dair her şeyi çok seviyor. Maddede kaybolmamayı ve hayatı her yönüyle yaşamayı tavsiye ediyor bizlere. Anlamaktan ve hissetmekten bahsediyor. Sanki o günden bu günleri görmüşte eksik yanlarımızı tamamlaya çalışır gibi.
Mutlaka okunmanızı öneririm. Özellikle storytel'deki beyefendi harika seslendirmiş kitabı.
Güncel listem
Türk Edebiyatı
Okunanlar:
1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa)
2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa)
3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa)
4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa)
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa)
6. İntibah – Namık Kemal (164 sayfa)
7. Aylak Adam - Yusuf Atılgan (192 sayfa)
8. Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali (250 sayfa)
9. Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem (264 sayfa)
10. Karartma Geceleri - Rıfat Ilgaz (264 sayfa)
11. İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali (267 sayfa)
12. Eylül - Mehmet Rauf (268 sayfa)
13. Yılanların Öcü - Fakir Baykurt (280 sayfa)
14. Bir Bilim Adamının Romanı - Oğuz Atay (283 sayfa)
15. Mücella - Nazan Bekiroğlu (344 sayfa)
16. Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov (417 sayfa)
17. Aşk -
Merhabaalarr
Bugün listemden 15. kitabı okudum. Listede 15. kitap değil, 15. adet kitabı diyorum. :)
Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan İntibah'ı hızlıca bitirdim. Kısa, çok kaliteli bir yazardan çıkmış tatlı bir eser. Edebi dili gayet iyi. Konu sapmıyor ve okurken yazarın olayları çok uzatmadan ama kaliteden de taviz vermeden yazdığını hissediyorsunuz.
Kısaca konusu şöyle: Ali isminde 21-22 yaşlarında bir genç var. Mahpeyker adında bir kıza aşık oluyor ve birtakım olaylar yaşanıyor. Ardından bu kızdan ayrılıp Dilâşûb adındaki diğer kıza aşık oluyor. Fakat işler yine kötü gidiyor ve olaylar birbirini takip ederek en nihayetinde hazin bir son yaşanıyor.
Çok zamanım yok, hele hele kalitesiz bir esere hiç zamanın yok diyorsan İntibah tam senlik.
---
Bu arada listemi buraya paylaşıyorum. Belki benimle beraber ilerlersiniz ve 5-6 yıl sonra bir edebiyat kurdu oluruz. :) Benimle beraber okuyacak arkadaş varsa bana da çok iyi gelir. Bundan sonraki okuyacağım iki eser Bir Bilim Adamının Romanı ile Cevdet Bey ve Oğulları. Daha sonra zaten tatilim başlayacak ve İnce Memed'i okuyacağım. 25 gün falan ayırdım ona. Dünya edebiyatına ise hiç girmedim daha. Bir süre de girmem diye düşünüyorum en azından yaza kadar. Ha bir iki eser aldım ama devamı zor gelir. Bu arada 5-6 yılda bitirmem için (şu an 21 yaşındayım ve hedefim 26-27, en geç 29'a kadar) yılda yine 4 veyahut 5 kitap bitirmem gerekiyor. Kendimize yapabileceğimiz çok iyi bir yatırım diye düşünüyorum. Umarım faydalı olur.
***
Türk Edebiyatı
Okunanlar:
1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa)
2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa)
3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa)
4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa)
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa)
6. İntibah –
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitap kimisi birkaç cümleden ibaret olan kimisi ise birkaç sayfa sürebilen 483 parça ufak metinden, altı büyük metinden ve üç ek metinden oluşuyor.
Pessoa farklı kişilikler yaratan ve yarattığı kişiliklere bürünen bir yazar. Pessoa farklı karakterlerin hikayesini yaratmıyor, Pessoa’ nın yarattığı karakterler birer yazar şair oluyor ve onlar birer hikaye yaratıyor. Huzursuzluğun kitabının esas yazarı olan Bernardo Soares de Pessoa’ nın yarattığı kökte şair ve yazarlardan yalnızca bir tanesi (70’ten fazla kişiden yalnızca biri) . Pessoa’nın ölümünden sonra odasında binlerce sayfa yazının olduğu olduğu bir sandık keşfedebilir bu sandıkta Bernardo Soares imzalı olanlar Huzursuzluğun kitabını oluşturur.
Bernardo Soares otuzlu yaşlarında,kambur duran,özensiz giyinen, solgun yüzlü,
acılı havaya sahip bitkin ve durgun bir muhasebeci. Dış dünyanın onu nasıl algıladığını merak ediyor.Hiç kimsenin bir başkasını asla tam olarak tanıyamayacağını, hatta hiç kimsenin başkalarının var olduğunu tam olarak kabul edemeyeceğini iddia ediyor. Yaşanmışlıkları ve fikirleri onu insanlardan uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyor.
İnsan olmanın kusurlu olmak anlamına geldiğini, insanın kendini tanıdığı durumda yaşamayacağını ve bunun için de cahilin ve kendini beğenmişliğin insana verilen bir nimet olduğunu düşünüyor. İnsandan ve insanlıktan tiksiniyor ona göre herkes bilinçsizce bir uyku halinde yaşayıp gidiyor. İnsan yaşamın hayvan yaşamından hiçbir farkı yok.
Yalnızlığına çekilmiş, sıradanlığın ve kalabalığın bir parçası olmayan hayatını kıpırdamadan geçirmeye çalışan Soares’ in yazgısı dünyayı dışarıdan seyretmek oluyor.
İnsana istemediği halde verilmiş olan hayat aşağılık ve iğrenç bir şey onun nezdinde. Var olmak kurtuluşu olmayan bir dert, dipsiz bir bunalım.
Hayal gerçekliktir. Hayal
Neler yazsam acaba dediğim kitaplardan kendisi o derece mükemmel bir derleme. Derleme diyorum fark ettiyseniz sebebi dümdüz yazılmış bir eser olmamakla beraber alıntıların yer yer Fernando'nun hayatından kesitler günlük stiliyle oluşturulmuş bir yapıttır. El yazmalarının derlendiği şaheser.
Alıntılar üzerinden eleştirimi ve övgülerimi paylaşmak isterim, çünkü bu zamana kadar altını en çok çizdiğim kitaplardan oldu. Kendisi 680 sayfalık bir kitap ama 2000 sayfaya bedel bir derleme kitabı. Bitirince doyduğunuzu hissediyorsunuz.
Yer yer sevgisizlik
Yer yer hayattaki anlam kaybı
Yer yer çevresindeki insanların kazıkları, samimiyetsizlikleri, insanların gereksiz mutlulukları
Yer yer değilde kitabın %50 neredeyse yalnızlık işlenmiştir
(Dikkat!) Huzurunuz kaçabilir. Şayet tünelin sonunda çıkış daha büyük bir huzur vaat eder ve düşünmekten aciz bir insansanız, mutlu olmanız muhtemeldir. Düşünmeyen insan her zaman mutludur.
Düşünmek, sadece bir kere girip asla dönüşü olmayan ıstıraplı bir yoldur.
Tozlu, kirli, fazlasıyla gerçek bir bakıştan söz ediyorum..
F.P:
Tanrıya inanmadığımı biliyordum, fakat düpedüz bir hayvan sürüsüne de inanamazdım; böylece ben de bazı insanlar gibi kalabalıkların sınırında, yani halk arasında Çöküş diye tabir edilen o her seye uzak noktada kaldım. Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.
İbrahim:
Kalbin görevi düşünmek değildir zaten, taşıması gereken veya taşımaması gereken bütün yüklerin taşıyıcısıdır.
Peki ya beyin, Fernando?
Beynin görevi sürekli düşünmesi midir ki?
Bak sana, bana, düşünüyoruz, o halde varız ama sürekli var değiliz. Olmamız gereken şu anımız yok. Ya hep gelecekteyiz ya hep geçmişteyiz.
F.P:
Kendini bilmemek, yaşamaktır. Kendini yanlış
Uzun zamandır övgü dolu yazılar, tanıtımlar okuduğum Bjørn Hansen Üçlemesini nihayet okudum. Norveç’in önemli yazarlarından Dag Solstad tarafından yazılan ince sayılabilecek kitaplardan oluşuyor üçleme. İsimlerinin içerikleriyle bir ilgisi olduğu düşüncesindeydim ama yokmuş. Dag Solstad’ın kitaplarının sırasına göre isimlendirilmişler. İsimleri ve orijinal ilk baskı tarihleri şöyle:
1. Kitap: On Birinci Roman, On Sekizinci Kitap (1992)
2. Kitap: 17. Roman (2009)
3. Kitap: Bjorn Hansen’e Dair Üçüncü ve Son Roman (2019)
Üçlemenin Konusu: Adından anlaşılacağı üzere kahramanımız Bjørn Hansen. İlk kitapta iki yaşındaki oğlunu ve eşini, sevgilisi Turid Lammers için terk eden Hansen’in Büyük Ret adını verdiği planını uygulayışını okuyoruz. İkinci kitapta kahramanımızın oğlunu ziyareti temel konumuz. (Burada Hansen’i bir kaşık suda boğabilirdim ama ilerledikçe tarafsız kalıp sadece okumayı seçtim.) Baş tarafı biraz ilk iki kitabın hatırlatması olan üçüncü kitap ise Bjørn Hansen’in torunu ile yaşadıklarını bize aktarıyor. Hepsine tek tema söylesem #yalnızlık derim.
Romanda asıl konuşulması gereken bence Bjørn Hansen’in karakteri. Okurken ona odaklanmanızı öneririm. Fazla soğuk olduğunu düşünüyorsunuz. Son kitapta onun için torunu “menfi bir ruh” ifadesini kullanıyor. Aile ilişkileri, dostlukları, yaptığı işler ve çevresiyle arasındaki o aşılmaz duvar… Bu adamın buzu çözülür mü diye bıktıran bir merakla okuyorsunuz. Vücudu var ama ruhu nerede bu karakterin, diyorsunuz. Yazar ilk iki kitapta yarım kalan, belki de okuruna bütün derinliğiyle tanıtamadığı karakteri üçüncü kitapta ayrıntılarıyla önümüze seriyor. Belki de günah çıkarıyor. Ya da Bjørn Hansen ihtiyarladı. (Farklı yorumlar yapılabilir.) Başta hiç sevmediğim bu adama zamanla ısındım. Hele sonu, hele sonu… Buraya dil
Türk edebiyatından Oğuz Atay'ı beğenerek okuduysanız. Bu kitabıda beğenerek okuyacağınıza eminim çünkü Portekiz ve Dünya edebiyatında F. Pessoa ismi bu alanda en iyisi olarak bilinir.