Münevver bir nazarla bakıldığında, cemiyetin ve hususen sanal mecraların en hazin manzarası, vitrini süslü ilmi unvanlarla donatılmış ancak batını harabeye dönmüş ruhların sergilediği o derin tenakuzdur; zira profillere nakşedilen İslami ilimler, Arapça ve hafızlık gibi kıymetli sıfatlar, şayet kişinin ahlakında ve ruh sağlığında bir inşaya vesile olmamışsa, ortaya çıkan tablo derya deniz bir derinlik değil, içi boş bir tenekenin çıkardığı o rahatsız edici gürültüden ibarettir. Bu platformda onlarcasını gördüm, profile bakınca vay anasını diyeceğiniz ama bir iletisi yani kendi heybesinden,sadrından dökülenleri okuyunca heyhat, öyle mi? İki farklı karakter arasına sıkışmış bir kimlik bölünmesinin zihinsel sancılarını çeken ve hayat yolunda bir arpa boyu dahi ilerleyememenin ağırlığı altında ezilen bu bireylerin, baharın gelişiyle kapıldıkları o en iyi gülü bulma yarışı, aslında kendi içlerindeki mükemmeliyetçilik ve hırs girdabında savrulmalarının bir tezahürüdür. Tıpkı bahçenin sonunda solmuş bir güle mecbur kalan o meşhur kıssadaki genç gibi, sürekli daha iyisini ararken elindeki meşru güzellikleri zayi eden bu zihniyet, hakikatte kendi sonunu hazırlayan bir gafletin içindedir. Mümin ferd, insanların gerçek dünyadaki sarsıcı hallerinden öte, sanal dünyada kaleme alınan o karanlık ve gizlenmiş iç dünyalarla muhatap olduğunda, Kur’an-ı Kerim’in insanın esfel-i safiline inme tehlikesine karşı yaptığı o dehşetli uyarının hakikatini bizzat müşahede eder ve bu karanlıklardan korunmak adına bir nevi uzlete çekilme arzusu duyar. Oysa asıl olan, dildeki ilmi kalbe indirmek ve dış dünyadaki facia ile iç dünyadaki çirkinlik arasındaki o uçurumu, Rabbimizin emanet ettiği o saf fıtrata ve istikamete dönerek kapatmaktır; çünkü insan, sadece zahiriyle değil, ancak gizli hallerinin