şu peri masallarını falan . hani o kanatlı, arkasından simler saçarak dolaşan tatlış periler var ya? işte Holly Black o perileri almış ve içlerine tam birer canavar yerleştirmiş. Elfhame dediğimiz yer, tamamen kibir, acımasızlık ve güç savaşı üzerine kurulu. buradaki periler (Hava Halkı), insanları o kadar aşağılık görüyor ki, sırf eğlenmek için zihinlerini bulandırıp ölene kadar dans ettirebiliyorlar.
yalan söyleyememe meselesi: bu varlıkların biyolojik olarak yalan söyleme yetenekleri yok. bak burası çok önemli. insan ilk duyduğunda "ne güzel, herkes dürüst" diyor. adamlar yalan söylemeden seni öyle bir manipüle ediyor, kelimeleri öyle bir evirip çeviriyor kii, günün sonunda kendi rızanla uçurumdan atlamış buluyorsun kendini. tam bir psikolojik savaş yöntemi.
Jude’un neden bir tehlike olduğu: işte Jude tam bu noktada devreye giriyor. Jude bir insan. yani perilerin gözünde zayıf, ezik, kırılgan ve ölümlü bir çöp. ama Jude’un onlarda olmayan bir gücü var: yalan söyleyebilmek. periler dünyasında bu o kadar büyük ve öngörülemez bir hile ki, Jude bu yeteneği sayesinde o koskoca saray entrikalarının arasında hayatta kalıyor,herkesi parmağında oynatıyor.
OLAY ÖRGÜSÜ
1. Zalim Prens : ezilen kızın intikamı
her şey Jude henüz çok küçükken başlıyor. öz annesiyle babası, gözlerinin önünde acımasızca katlediliyor. katil kim ? annesinin eski peri eşi olan general Madoc. Madoc nefret edilecek bir adam ama garip bir şekilde Jude ve ikiz kardeşi Taryn’i alıp Elfhame’e getiriyor, onlara kendi soyadını veriyor ve bir peri gibi büyüteceğine söz veriyor.
saray okuluna başladıklarında Jude için cehennem hayatı başlıyor. kralın en küçük, en şımarık, sürekli sarhoş gezen oğlu Prens Cardan ve arkadaş grubu Jude’a kafayı takıyor. kızı nehre atmaya çalışıyorlar, zehirli peri meyveleri yedirip
Namık Kemal'in Magosa sürgününde yazdığı Âkif Bey, açıkçası tiyatro tekniği açısından güçlü değil ama mesele karakter kurgulamak olduğunda yazarın ne kadar cesur davrandığını net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Hikâye ana hatlarıyla şöyle: Vatan uğruna Sinop deniz savaşına giden Âkif Bey, onun öldüğü dedikodusu yayılınca hiç vakit kaybetmeden yeni bir evliliğe hazırlanan ihtiraslı eşi Dilrûba ve tam düğün günü çıkagelen kocanın yarattığı kaçınılmaz facia. Konu Balzac’ın "Colonel Chabert" romanını epey andırsa da oyunu asıl çekici kılan şey tamamen Dilrûba karakterinin özgünlüğü.
Ahmet Hamdi Tanpınar bu oyunu değerlendirirken çok yerinde bir tespitle Dilrûba'yı "erkek yiyici" olarak tanımlar. Gerçekten de oyun, bir süre sonra Kemal'in fikirlerini anlattığı didaktik metin olmaktan çıkıp zıt ihtirasların amansız kavgasına dönüşüyor. Bütün şehir Dilrûba'nın ne olduğunu bilirken Âkif Bey'in gözünün vatan aşkından kör olması da trajediyi derinleştiriyor.
Benim okurken asıl ilgimi çeken kısım ise karakterin ismiyle yazgısı arasındaki o uyum oldu. "Gönül çalan, yürek yakan" anlamına gelen Dilrûba, isminin taşıdığı bütün o yıkıcı enerjiyi etrafındakilere yansıtıyor. Kemal'in romanlarında karşımıza çıkan o tehlikeli ve ihtiraslı kadın prototipinin ilk ayak sesleri aslında bu oyunda gizli. Dilrûba'yı okurken ister istemez İntibah’taki Mahpeyker’i ya da Cezmi’deki Şehriyâr’ı hatırlıyorsunuz.
Kurgusal zaaflarına takılmadan Tanzimat edebiyatındaki "yıkıcı kadın" figürünün gelişimini ve insan psikolojisini görmek için bence kesinlikle okunmayı hak ediyor.
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,179 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi Historical okumak ayrı bir takıntım ama son zamanlarda Cobalt Fairy diye bir yayınevi leş gibi şeyler basıyor onlarla bir kaç facia yaşadım . Üstüne sevdiğim yazarların kötülerine denk geldim tadım kaçtı . Neyse Wicked Dukes Society adlı serinin 6.cı kitabı yazarı severim beni üzmedi tarz için gayet güzel bir kitaptı :D
Seri hepsi bekar soylu çapkın hovarda bir grubun kurduğu kulüp ile başlayıp her kitapta biri evlenerek ilerledi . Bu kitapta önceki kitaplardan bir karakterin kız kardeşi ile gruptan bir Dük'ün aşkını anlatıyor . Verity 28 yaşında kendini tamamen çocuk bakım evleri yardım işlerine vermiş soylu bir ailenin pek güzel iyi huylu kızı . Bu kız on sene önce çok aşık olduğu sevdiği erkeği bir hastalık yüzünden kaybetmiş ve evlenmemiş hiç hala onu seviyor . Çocuk yuvasında çıkan bir yangın sırasında Verity'nin abisinin kulüpten arkadaşı Kingham Dük'ü kızı kurtarıyor ölümden kızın kafa çarpması vs yüzünden hafıza boşluklar oluşuyor ..
Sonrasında ilerleyen zamanda kız aniden adama aslında nişanlı olduklarına göre ne zaman evleneceklerini soruyor . Adama o noktada kal geldi şimdi bu pek yakışıklı hovarda ciddiyetsiz 34 yaşında ve Dük konumunda yani asaletin tepesinde bir adam . Ani bir karar verip olayı bozmuyor ve kızla nişanlı gibi takılıp evlenmeye karar veriyor . Aslında mantıklı zaten hafıza kaybı var yaşım uygun konumlarımız uygun kız pek güzel melek gibi diyor :P Kimse kıza tam geçmişini anlatmıyor zaten ani şoklar yaşamasın diye kızın abisi Dük bile olsa bu tip biri ile olsun istemiyor ama sonuçta evleniyorlar . Ve inanılmaz bir uyum mutluluk yakalıyorlar gerçekten çok tatlıydı halleri . Kız adamın geçmişinde aile sıkıntılarını kaybettiği kızını öğreniyor . Tabi sonlarda aniden gelen hafıza bir miktar sıkıntı oldu ama korkarak beklediğim saçmalama
Hayatımda okudugum en ucuz şey olabilir ya yazim dili o kadar kötü ki herkes okuyor diye bi bakiyim dedim de facia buna para verip okumayin onerim pdf den falan okuyun degmez
Bu serinin ilk iki kitabı kadar temposu yüksek bir kitap değil ancak yine de çok iyi yazılmış bir polisiye. Zaten yazar bu konuda inanılmaz iyi.
Konusu bakımdan oldukça içine çeken bir kitap. Merak uyandıran, tahmin edilmesi güç.
Kilisede bir rahibenin öldürülmesi ile ortaya çıkan bir facia. Ve bu facianın gizlenmesi ile işlenen cinayetler.
Ayrıca Rizzolli ve Dr. Isles kesinlikle çok iyi bir ekip oldular.
Erkek karakter kötü ama romantize edilmiş. Kadin karakter güçlü "güya" ama aşırı saf gösterilmiş. Aralarında aşk var ama kadının bir sey bilmiyorum tarzi tavırları beni cok rahatsız etti. Farah aşkı da karsi cinsi de biliyor ama bilmiyorum dediği halde gururun hep yanında olmasi ve ona temas etmesi beni rahatsız etti. Yazi dili zaten facia. Tamam yazarin anlatım tarzi bu ama o kadar da değil. Özet geçmiş her seyde. Erkek karakter psikopat deli ama o kadar iyi guzellenmis ki bu yaptıklarını kötü diye adlandırılan karakter yapsa iğrenilirdi. 2. Kitaba geldik hala farahin yaşadıklarını bilmiyoruz. Anlatmıyor çünkü. Toksik ilişki yazma konusunda maralin eline kimse su dökemez sanirim. Bu kitapta fazlaydı. Her iki bölümde bir trip. Bıktırdı açıkçası. Tüm serilerin 3 4 kitap olmak zorunda degil. Bazıları tadında olabilir. Ha 3 4 kitap mi yazacaksin o zaman konular var onlari işlersin sonra baska hikayeler açılır. Açarsın geçmişi işlersin bu süreçte yeni karakterlere yeni hikaye girişine gerek yoktu