Fantazya (ve bilim kurgu) çoğu zaman bir bedene giydirilen bir gömlektir. Yazar kimi zaman özgür olmak, kendi sınırlarını aşmak, kimi zaman daha kolay ya da daha etkili metaforlara ulaşmak, kimi zaman dikkat çekmek, daha geniş kitlelere ulaşmak, kimi zaman ise sadece sevdikleri için bu gömleği dikerler. Cazibesi yüksek bir beden oluşturup üzerine güzel bir gömleği kusursuzca oturtabilenler Le Guin olur, Bradbury olur, Dick olur, Bester olur. Çoğu zaman ise sınırsız hayalgücü ile içinde kaybolabileceğiniz, boynunda fotoğraf makinesiyle bir Japon turist gibi hayran hayran dolaşabileceğiniz dünyalar inşa etmektir. Ama çoğu zaman ikisi birdendir. Benim de fantazya okumada başlıca sebebim budur.
Fırtına Büyücüsü böyle bir kitap değil. Esasında bu ve başka birçok nedenden okumaya heves edeceğim bir kitap değil ama başlıca üç sebepten okumalarım arasına aldım. İlki zamanında nedendir bilmem 5 kitabını birden almış olmam. Belki 8-10 yıldır kitaplığımdan bana bakıyorlar. İkincisi sevdiğim başka bir tür olan hafiyeliği içeriyor olması. Son olarak bir Dick Tracy’nin urban fantazya içinde nasıl duracağını merak etmemdir. Bu merak bana neler okuttu bir bilseniz.
Kitabı su gibi okudum. Sayfa çevirttiren kitaplardan, orası net. Ama birçok “ama”sı var. Öncelikle bir polisiye olarak başarılı bulmadım. Benim için bir polisiyenin başarısı katili bulup bulamamak değil, katilin neden katil olduğunu anlatabilmektir -ki sıkı hafiyeler yarısından sonra katili de tahmin edeceklerdir. Ben açıkçası katilimizin motivasyonunu çok oturtamadım. Zaten son çeyreğe kadar kendisi hakkındaki bilgilerimiz bir hayli sınırlı. Katili baştan belli edip ona sıkı bir karakter gelişimi çizseydi daha iyi olurdu kanımca.
Kitabın dili sade ve açık. Okuduğum şeyin dili sade olsun ağdalı olsun derdinde değilim ama