1984; Biz, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 541 ve Demir Ökçe gibi edebi açıdan ün salmış ve en çok okunan distopyalardan biri. Peki distopya ne anlama geliyor? Kabaca tabirle karanlık bir gelecek tasviri, kara ütopya, düşlenen mutlu ve huzurlu geleceğin karanlıklara gömülmesi. Ama her şeyden önce ben, neden insanların yıllar boyunca ütopyalar ya da distopyalar kurguladığına değinmek istiyorum.
İnsanın diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğin hep zeka olduğunu söyleriz. Bu gerçek dışı bir sav değil elbet; ama doğada tek başına bir zeka çok da işlevsel değildir. Bana kalırsa insanın diğer canlılardan en büyük üstünlüğü ortaklaşa bir zeka kurmasıdır. Çünkü insanlık ‘Birlikten güç doğar’ ilkesiyle doğa karşısındaki fizyolojik yetersizliğini kırabildi ve güçlendi. İnsanlığı bu günlere getiren anahtar kelime 'güç'tür. Evet, bizden hariç birçok canlı da sürü halinde yaşıyor; ama insanlık bu sürüyü bir benzer gelenek ve göreneklere sahip topluma dönüştürdü ve şimdiye dek, bizden başka hiçbir canlı doğa karşında böyle bir güce erişemedi. Toplum demek, yönetim demek; yani devlet, düzen ve istikrar demektir aynı zamanda. Toplumlarda genellikle bir yöneten ve bir de yönetici sınıf vardır. Toplum doğası gereği sınıflıdır ve bu sınıflı yapının sürmesi toplumun sürekliliği sağlamak için de elzemdir. İnsanlık öyle ya da böyle toplum düzeni hakkında çok da derin düşüncelere dalmadan binlerce yıl yaşadı ta ki Antik Yunan’a kadar. Antik Yunan’da gelişen felsefe ile insanlar toplum düzeninde çelişkiler ve çarpıklıklar göze batmaya insanlar bunun hakkında düşünmeye başladı. Nitekim Platon da bu dönemde ideal bir toplum ve devlet düzenini anlattığı Devlet’i kaleme aldı. Ondan binlerce yıl sonra Thomas More ilk defa ütopya adını kullanarak bir kitap yazdı ve onu birçok ideal düzeni