Helen 'in aklına Ben Kohler' in sıkça kullandığı bir sözü geldi : Bir fail tanınmasını engellemek için ne kadar sahte delil bırakırsa, polise o kadar çok bilgi vermiş olur.
Yet, everything you create, or build is going to fail and collapse someday. Creating by being conscious of this knowledge is the real wisdom.
(Yine de yarattığınız ya da inşa ettiğiniz her şey bir gün başarısız olacak ve çökecektir. Bu bilginin bilincinde olarak yaratmak, gerçek bilgeliktir.)
Bu davaların nasıl ilerlediğini de iyi biliyorum. İntikam diye başlanır, bireyler hedeftir. Ama fail kendini kaybedince katliam gerçekleşir, tehdit olarak algıladığı her şeyin kendine zarar vereceğini düşünür.
Günümüzde deizmin küresel ölçekte yaygınlaşması, bu metodolojik dersi daha da değerli kılmaktadır. Deizmin “müdahalesiz Tanrı” ve “kapalı evren” tasavvuru insanı kozmik bir sessizliğe mahküm ederken; nübüvvet öğretisi Tanrı'nın irade, ilim ve kelâm sıfatları üzerinden evrenle kurduğu sürekliliği temellendirmektedir. Bu düzlemde vahiy, aklı devre dışı bırakan harici bir otorite değil; aklın sınırlarında beliren ve insanın anlam ufkunu genişleten bir rehberliktir. Dolayısıyla çağdaş kelâmın görevi savunmacı bir apolojiye hapsolmak değil; Gazzâli'nin işaret ettiği “külli ilim” vasfını yeniden kuşanarak fâil-i muhtâr Tanrı, âdet/sünnetullah eksenli açık kozmoloji ve akıl-vahiy dengesi üzerine kurulu teorik mimariyi çağdaş bilim ve felsefenin verileriyle yeniden üretmektir.
Netice itibarıyla nübüvveti savunmak, yalnızca kutsal metinleri müdafaa ermek değil; modern insanın maruz kaldığı ontolojik yalnızlık ve anlam krizine karşı Yaratıcı ile yaratılan arasındaki irtibatın rasyonel ve varoluşsal zeminini inşa etmektir. Bu perspektifte nübüvvet, kelâmi yapının tali bir unsuru değil; evrenin açıklığına, insanın anlam arayışına ve Tanrı'nın failliğine dair sistemin kilit taşıdır. Akıl ile vahyin, varlık ile bilginin bu organik bütünlüğü; deizmin pasif Tanrı anlayışına karşı sunulabilecek en güçlü metafizik alternatiftir.